Bir kadın bir kadınsa travesti iki kadın demek midir ?

Bpage_yeni-baslayanlar-icin-travestiler-bir-travesti-kocasini-elinde-nasil-tutar_208333102ir travesti kocasını elinde nasıl tutar. Trajikomik gelir bana ama bu tesbitlerim yüzde doksanı için geçerlidir. Kadınlık öğrenilen bir şey madem, bir kocasının olması, kadının kadın sayılması için en önemli şart değil midir?

Bu tespit biyolojik kadınlar için bile geçerliyken, trans kadının nasıl kocası olmaz ayol? Olur. Kadın çünkü. Eğer kadın bir kere kadınsa, ben onun yaşadığı kadın olma sürecini iki kere yaşadım. Demek ki iki kere kadınım. İki kere kadınsam müsade edin bir tane kocam olsun.

Kadın mağdursa ben iki kez mağdurum. Mağdurum, mağdur olmasına da, mağdurluğu da iki kez oynamalıyım ki, daha iyi kadın olayım. Öyle bir kocam olmalı ki, sıradan, öğretilmiş erkek davranışlarıyla yaşayan bir erkek, asla travesti kadınları tatmin etmez. Biz daha çok, genç, tam bir erkeğe benzeyen, döven, söven, küfreden, damızlık erkekler bulmalıyız ki daha çok hizmet edelim. Daha çok şiddet görelim ki kadınlığımız layıkiyle tatmin olsun.

Kadın olmak işin en önemli şartlardan birisi değil mi? Bu erkekler bir süre sonra travesti çetesini oluşturacağı için, ilk eğitimleri senden geçmeli. Sonraları, bu sana yol, su, hizmet olarak geri döneceğinden, bu nokta çok mühim. Hatta bazı travestiler kocalarını öyle severler ki, onların homo olduklarını söylerler. Adam gitmesin diye kocalarını sikerler bile. Düşünün, adam gidip başkalarına verirse, bizim kızın kadınlığı ne hale gelir? Mazallah, “Bizim kız aslında gizli adammış, aslında kız bile değilmiş” derler.

Erkeği ibneleştirip “Başka erkeklere verdiğini söylerim” diyerek kocalarını ellerinde tutmaya çalışan bir grup daha vardır. İlişkilerde kadınlık ve erkeklik gibi çok kritik roller bu şekilde paylaşılmış olur.

Rahat olun. Bir kadın, bir de erkek vardır.

“Aman, kadın diğer travestilere karşı beni utandırmasın”,

“Aman, herif gider başka travestilere verir de, benim kadınlığımı üç paralık eder”,

“Sikilmek istiyorsa, sikeriz alim allah!”,

“Aman herif başımızdan gitmesin; dövsün, paramı yesin, horlasın, dert değil”

“El aleme ne deriz? Ne lazımsa gereğini yapar, kocamızı başımızda tutarız” diyerek devam edenler var.
Orta sınıf, bembeyaz travestiler

Bunlar etrafa karşı acı kadını oynarlar da yine kendilerini çok ezdirmezler. Ama, sadece adam sikiyor, travesti veriyorsa, olayın rengi biraz değişir. O zaman orta sınıf “beyaz kadın”ı oynarlar. Öyle evleri vardır ki bu tür travestilerin, yemin ediyorum, biyolojik kadın olsalar inanın telli duvaklı gelin olurlardı. Kız, düpedüz kız oğlan; yok, hatta bakire kalırlardı. Kalmasalar bile tek bir kişiye en fazla iki kişiye verirlerdi. Bunlar sevişmezler. Verirler ama ne verirler bilmem. En iyi yemekleri yapanlar, bulaşık yıkayanlar hep bu grup içinden çıkar. Ütü yapanları bile vardır bunların. En iyi hizmet onlardadır. Erkekleri ayrılmak istese de onlar ayrılmaz. Biyolojik bir kadını paylaşırlar, sorun olmaz ama başka bir travestiyle aldatılmayı asla sindiremezler. Bu bile kocalarından ayrılmaları için gerekçe olmaz. “Acı kadını”dır bunlar; çilekeştirler. Tıpkı analarımız gibi…

Helal olsun diyesim var benim bu grubun mensuplarına. Orta sınıf beyaz kadın gibi olmaya çalışanlar içindekilerin bazıları, düz beyazlıkla yetinmez. Bembeyaz, hatta açık beyaz olanları vardır. Evlerinde kedi, köpek gibi, en pahalısından, en sevimli ve en traşlısından, bir kokoş ev hayvanı mutlaka vardır. Anne baba olur da yavru nasıl olmaz? Olmalı. Bir yavruları mutlaka olmalı. Ben sekiz sene boyunca, bir kadın olarak, tek başıma Pakize’me nasıl baktım a dostlar; bir bilseniz!… Neler çektim bir bilseniz! Kızımla ben, oy oy, anasız, babasız, kocasız pek rahattık. Ama Pakize ille bir baba istedi. Ben de Ela’ya verdim yavrumu, Yıllarca babasız büyütmüştüm. Şimdi rahat. Bir babası var. Duyduğuma göre havlıyormuş bile.

Daldık Pakize’ye, meseleyi unuttuk. Hayatımda Pakize kelimesi için emniyette neler çektiğimi bir bilseniz; Pakize lafını bir daha bir daha duymak istemezdiniz.

Gene bu grup travestilerin evlerinde masa örtülerine, dantellere bile rastlamak pek muhtemeldir. Kadın olunur da televizyon, sehpa örtüsü nasıl olmaz?
Şık enişteler

Biraz daha aşmış, sınıf atlamış travesti grubunda görülen özelliklere gelince; en başta, bunlar zeki ve enteldir. Erkeğin de çalışması gerektiğini filan düşünürler mesela. Moderndirler. Evleri elektirikli eşyayla donatılmıştır. Teknoloji manyağıdırlar. Bunlar için kocanın, evin ve arabanın görünümü her şeyin önünde gelir. Valla baksan, “kötü travesti işte” dersin ama herif manken gibidir. Çok yakışıklı çocuklar bulurlar kendilerine. Bunlar ayrıca kocalarını gruba falan sokarlar. Kocaları en pahalı yerlerden giyinir, kıyafetleri gösterişlidir. Herif de ona alınan kıyafeti gösterir hani.

Ne yalan söyleyeyim valla, ben en çok bu tür enişteleri severim. Kızları köle gibi kullanan enişteler de çok fantastik gelir bana. Beni çok tahrik ederler. Şart değil tabi. Benim felsefem: “Bir enişte olsun da, nasıl olursa olsun.” Bilirim, travestiler en iyisini seçer. Seçimlerine burun kıvırmak olmaz. Buna rağmen eniştelerim yatmak için ısrarcı olurlarsa, valla “yok” demem. Eski yıllarda yattığımı söylediğim eniştelerim için kızlar sanırım kocalarını tembihliyor. “O Gani var ya? Yatar, yuva yıkar, yattığını da gizlemez hemen söyler haaa!…” “Yuva yıkan” diyorlar ki, itibarım üç paralık olsun. Atalarımız ne demiş: yuva yıkanın yuvası olmazmış. Dememiş mi? Demiş. “Yuvasız kuşlar gibi” şarkılarıyla büyümedik mi hepimiz?

Bu arada, yuvanın dişi kuş tarafından yapılması meselesini unutmasak iyi olur. Artık dişi kuş olduysan yuvayı da sen yaparsın. Gerçi bir travesti kuş bu konularda ne yapar ne eder pek bilmem ama…
Gavat kategorisi

Şimdi sıra, en tehlikeli travesti kocası grubundan bahsetmeye geldi. Bunlar basbayağı bir kültür oluşturmuştur. Travesti kocası olmak bu grup için bir meslek yerine geçer.

“Ne işle uğraşıyorsunuz?”

“Travesti kocasıyım…”

O kadar kurumsallaşmış bir grup oluşturmaktadır bunlar. Bunlar travesti kocası olma branşında kariyer yaparlar. Toplumda genellikle bunlar “gavat” şeklinde tabir edilir. Mesaileri budur. Diğer travesti kocalarıyla sosyalleşirler. Kızlar da (yani travesti kızlar) sadece kocalarının müsade ettiği kızlarla konuşur. Kız işe gider, travesti kocaları bir araya gelerek karılarından aldıkları paraları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını arar. Ne bileyim işte, uyuşturucu olur, başka kızlara gitmek olur, muhtelif…

Bunların aslen biyolojik kadın sevdikleri filan da söylenir. Zaten travestiler kocalarının kadınla yatmasına pek aldırmaz; bir başka travestile meyletmişse sorun vardır. Kadına eyvallah, ama ibneyi s…k yasak!…

Bu tür eniştelerimin şakası yoktur. Elleri ağır olur. Cezaevi işi bir faça mutlaka bulunur. Bu enişte beylerle arayı iyi tutmakta fayda vardır. Ne zaman dövüp ne zaman tecavüz edeceği belli olmaz. Hatta gasp filan da vardır bunlarda. Çete teşekkül etmiştir. Biz zavallı travestiler maalesef bir çok mağduriyetimizi, çektiğimiz bir çok sıkıntıyı, eğitimsizliğimizle geldiğimiz yerler belli olduğu için, şehrin en lüks yerlerinde yaşamamıza izin verildiği için, şehrin göbeğinde varoşu yaşatarak, zor yaşamımızı daha da zor bir hale sokarak, sistem seni ittikçe bulduğun ilk yılana sarılarak, sürünerek, travesti çetelerini besleyerek, kendimize böyle bir yaşam yaratırız. Orta sınıf biyolojik kadının çektiğinin iki katı, bizim sırtımızdadır.

Sevilmediğimiz yerleri sevmek için hepimiz o kadar istekliyiz ki; kocamız sevmiyorsa, para vererek sevmesini kolaylaştırırız. Ya, adam seni sevmiyor, her şeyini kullanıyor, evini, arabanı, bedenini, ruhunu!… Yeter ki sevsin. Biz veririz . Babamız sevmiyorsa, ona da para veririz. Dinimiz bizi sevmedikçe daha sofu müslüman oluruz. Asker sevmez, kolayından çürük raporu verir; hayır. Biz en alasından askeriz. Bu ülke bizi sevmez ama biz sapına kadar Türk’üzdür. Vergi verir, onu hoş tutarız. Vergimizin adı bile “Kabahatler Kanunu”; düşünün. Valla dir dir dir… Veririz de veririz…

Travesti,LGBT’lerin kabullenilişi ve giderek sönümlenen ‘Gayborhood’lar

2354Chicago’nun Boystown semtinde bulunan en eski travesti,gay barlardan birinde barın müdavimleri, barda tanık oldukları olaya gülmekteler: Bir heteroseksüel kadın sürüsü… Little Jim adlı barın 39 yıldır müdavimi olan 61 yaşındaki semt sakini Jame Davies, espri ile karışık “Sanki gay müzesinde gibiydiler. Fosilleşip fosilleşmediğimizi görmeye gelmişler gibi.” diyor. GAYBORHOODLAR CAZİBESİNİ KAYBEDİYOR Bunu ilerlemenin bir işareti olarak görebilirsiniz, fakat British Colombia Üniversitesi’nden sosyolog Amin Ghaziani bunu Amerika’nın tarihi gay yerleşim bölgelerinin “gayliğinin azaltılması (de-gaying) veya heteroseksüelleştirilmesi (straightening)” olarak yorumluyor. Aralarında yirmi heteroseksüelin de bulunduğu bir grubun, homoseksüel evlilikler ve oy verme hakkı için açtıkları davaların federal mahkemelerde kazanılması, Amerika’da LGBT bireylerin gittikçe kabul edildiğinin göstergesi. Akademisyenler ve demograflar bu durumu ‘gayborhood’ (gay/eşcinsel semti) denilen bölgelerin cazibesini kaybedişinin sebebi olarak görüyor. Gay ve lezbiyenlerin, ‘gayborhood’lardan göçünün boyutunu hesaplamak zor. Çünkü Birleşik Devletler Nüfus Sayımı Bürosu bireylere cinsel yaşamları hakkında sorular sormuyor. Ancak, büro homoseksüel çiftlerin yaşadıkları hane bilgilerini toplamakta. Bu veriler eksik de olsa ABD’nin en doğru LGBT nüfusu hesaplamasını ortaya koyuyor. Ghaziani’nin yeni kitabında (There Goes the Gayborhood) not ettiği üzere; son 10 yılda, gay yerleşim bölgelerinde yaşayan gaylerin sayıları ülke genelinde yüzde 8.1 azalmış, lezbiyen bireylerin yüzde 13.6 oranında düşmüştür. GAYBORHOOD İKİLEMİ Görünürde bu durum yani demografinin değişmesi, gelişimin bir göstergesi. Sayıca az gay ve lezbiyen bireyler kendilerini dışarıya kapalı yerleşim bölgelerinde saklanmak zorunda hissetmiyorlar. Fakat bu değişim aynı zamanda eşcinsel topluluklar için ikilem yaratıyor. Bu topluluklar 50 yıllık eşcinsel hakları mücadelesinin odak noktası olan ve kültürel olarak önem teşkil eden bu mekanları nasıl koruyacaklar? Ghaziani’ye göre sorulması gereken, bu kurtarılmış, güvenli bölgelere daha güvenli zamanlar geldiğinde ne olacağı. DAHA ÇOK ÇOCUK ARABASI, DAHA AZ SEKS SHOP Ghaziani ve diğer sosyolog ve demografların dikkatini çeken bu yavaş değişim, Boystown ve ABD’nin diğer kapalı gay bölgelerinde gözle görünür biçimdedir. Seattle’daki tarihi eşcinsel dostu Capitol bölgesindeki homoseksüellerin hane sayısı, 2000-2012 yılları arasında yüzde 23 azalırken, yakın çevrelerdeki semtlerde ve şehrin çevresindeki banliyölerde eşcinsellerin hane sayısı artmıştır. Washington Üniversitesi’nden Amy Spring’in 2012 yılında yaptığı araştırma ise gay ve lezbiyenlerin Washington’daki Tacoma bölgesi ve Nevada’nın Spring Valley bölgesi gibi orta büyüklükteki şehirlere dağıldıklarını gösteriyor. Chicago ‘da Boystown ve komşu semtlerdeki eşcinsel nüfus yüzde 12 civarında. Bu Chicago ‘daki en yüksek oran. Fakat Ghaziani, diğer semtler ve varoşların da bu sayıya ulaşmakta olduğunu söylüyor. Boystown, hala gökkuşağı renkli ‘onur’ direkleri ve Halsted caddesi boyunca sıralanan gay ve lezbiyen önderlerin tabelaları ile bir anıt özelliğini koruyor. Semti ikiye bölen ana cadde de ülkenin en büyük LGBT topluluğu merkezi. Bir hamam ve pek çok gay bar ve kulüpleri bulunuyor. Ayrıca ABD’nin belediyece tanınmış ilk eşcinsel semti olmaktan gurur duyan Boystown, yakında LGBT bireylerin ihtiyaçları için planlanan uygun fiyatlı konut geliştirme projesine ev sahipliği yapacak. Fakat Halsted caddesi bugünlerde, heteroseksüel çiftlerin sürdüğü bebek arabalarıyla dolu. Bölgenin göl kıyısına yakın olması ve en iyi eğitimin verildiği devlet ilkokulun bölgede yer alması burayı bir çekim merkezi haline getirdi. Değişen zevklerin işareti olarak, Ghaziani’nin belirttiğine göre, semtin sunduğu doğal görüntünün en belirgin unsuru olan seks shopların yerinde artık manikür pedikür salonları var. Ghazianinin röportaj yaptığı pek çok heteroseksüel semt sakini, Boystown’u bir eşcinsel semti olduğunu bile düşünmüyor. Eşcinsel semtlerindeki gay yaşamının merkezi olan barlar bile değişmekte. Semtin simgesi olan büyük dans pisti ve amatör drag (erkeklerin kadın kıyafetleri giymesiyle yapılan gösteriler) gecelerine ev sahipliği yapan mekanlar, viski barları ile yer değiştirmiş durumda. Little Jim barmeni ve semt sakini Jimmy Bissonette, “Bu gece kulübü, şehirdeki yok olan onlarca gece kulübünden sadece biri” diyor. Yaşlı müşterileri çeken loş ışıklı bir barda, bar masasının arkasında duran Bisonette “Gençler artık ‘parıltılı’ barlar istiyorlar.” diyor. İnternette, gay semtlerinin çekiciliğini azaltan unsurlardan. gay camiası içerisinde çeşitli işlerle ilgilenmiş olan Mark Thomas’ın gözlemlerine göre yeni nesil, internetteki konuşma odaları, randevu siteleri ve gaylerin gündelik buluşmalarına yardım eden Grindr gibi uygulamaları tercih ediyor. YÜKSELEN FİYATLAR Muhtemelen Boystown’un değişen yüzünü ve ülkedeki eşcinsel yerleşim yerlerini en fazla etkileyen faktörlerden biri seçkinleştirme. 1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında, bu semtin başı çeteler ve yaygın suçlarla beladaydı. Bu da konutların ucuzlamasına yol açıyor ve bu durumda ev sahipleri de semte yönelen gaylere karşı ayrımcılık yapmaya pek niyetlenmiyordu. New York’taki West Village ve San Francisco’daki Castro semtlerinde olduğu gibi Boystown’da da semte olan LGBT akını konut stokunu yeniden canlandırdı ve yeni iş kollarının da bölgeye akın etmesini beraberinde getirdi. Son olarak da istenen miktarda bir toplamdan daha az insanın seçkinleştirilmesine neden oldu Fakat zaman içinde Boystown’daki gay nüfusun bir kısmı, özellikle fiyatlar ucuz iken gayrimenkul satın alamamış olanlar, kiraların hızla yükselmesi ve semtin yaptığı sıçrama nedeniyle buradaki yaşam giderlerini karşılayamaz oldular. “Hiçbirimizin olmasını istemediğimiz şey oldu” diyor Thomas, “Gayrimenkul fiyatları tavan yaptı, semt sakinleri daha zenginlerden oluşmaya başladı ve sokaklara bebek arabaları hakim oldu. Nihayetinde bu olanlar, ciddi miktarda gay nüfusunu şehirdeki başka semtlere veya uygun herhangi bir yere gitmeye zorladı.” Çevredeki kenar mahallelerden biri olan Berwyn yükselen fiyatlar ve LGBT’lerin toplumda daha fazla kabul görmesinden yararlanabilmek için arayışa girdi. Devam etmekte olan bir pazarlama kampanyası, yaklaşık 57,000 nüfuslu ve şehir merkezine 13 kilometre uzaklıktaki bu yere göreceli olarak ucuz kalan evleriyle müşteri çekmeye çalışıyor. Aynı zamanda Berwyn’in ülkede en yüksek eşcinsel hane yoğunluğuna sahip yerlerden biri olması ve Illinois eyaletinde yasal hale geldiğinden beri eşcinsel evlilikler konusunda lider konumda bulunmasıyla övünüyor. Berwyn, gay ve lezbiyenlerin mavi yakalılara ait bu yerleşim yerine taşınmayı düşünmelerini sağlamak için Onur Yürüyüşü ve Boystown’daki etkinliklere temsilciler de gönderiyor. Kar amacı gütmeyen Berwyn’i Geliştirme Derneği yetkililerinden Amy Crowther, “İnsanların tek istediği güzel ve konforlu bir yaşam sürmek. Gidecekleri yerler, yapabilecekleri etkinlikler ve iyi bir ev istiyorlar. Berwyn tüm bu imkanlara sahip ve burada açık bir kültür var. Homojen bir yapıda değiliz.” diyor. BİR DÖNEMİN SONU MU? Bazı gay ve lezbiyenlere göre, gay semtleri artık eskisi kadar gerekli ve faydalı değil. 46 yaşındaki Michael Rogers, yaklaşık 20 yıl önce batı Pensilvanya’dan Washington D.C.’ye taşındığında başkentin büyük eşcinsel yerleşim bölgelerinden Dupont Circle’da yaşamak için can attığını anlatıyor. Fakat, geçen yıl Oregon eyaletinin Portland kentine taşınırken büyük bir LGBT nüfusu ile birlikte ikamet etmenin pek de önceliği olmadığını söylüyor. Rogers, “Bundan 20 yıl sonra eşcinsel semtlerinin bugün bilinen halleriyle var olmaya devam edip etmeyeceğinden emin değilim.” diyor. Washington’daki Third Way(Üçüncü Yol) isimli, kamuoyunda LGBT’lerin durumunu takip eden grubun araştırmacılarından biri olan Lanae Erickson Hatalsky, kendisinin ve eşinin büyük sınavlarını ilk evleri için Washington D.C.’de alışveriş yapmaya başladıklarında verdiklerini belirtiyor. Semtin içinde el ele tutuşarak rahatsız bakışlar ya da ıslıklarla karşılaşmadan dolaşabilecekler miydi? Çocuk sahibi olurlarsa okulda veya çocuk parkında iki annesi olan tek çocuk onlarınki mi olacaktı? “Bir önceki LGBT kuşağı kendilerine korunaklı ve kabul edilmiş yerler yaratmak için fazlaca çaba harcamak zorunda hissettiler ve Y kuşağı LGBT’lerinde olmayan bir his.” diyerek devam ediyor: “Ben bizim cinsel yönelimine bakmaksızın herkesle dost olabileceğimizi ve gitmek istediğimiz hemen hemen her yere gidebileceğimizi hissettiğimizi düşünüyorum.”. Chicago içinde ve çevresindeki kimi yerlerde partneri ile birlikte yaşamış olan Jaime Zurheide(38) eşcinsel semtlerini hiçbir zaman çok çekici bulmamış. Doktora öğrencisi olan Zurheide ve partneri gay ve lezbiyenler için bir pazar olmaya çalışan Berwyn’de bir ev satın almışlar. Zurheide semtin misafirperverlik için harcadığı çabayı takdir ediyor. Ancak, buraya taşınma kararlarının işe gidiş geliş süresi ve maddi yükle ilgili basit hesaplamalara dayandığını belirtiyor. Kendi kuşağının, özellikle de şehirde yaşayan kesimin, önceki kuşağın gay ve lezbiyenlerinin sahip olmadığı bir konforla yaşadığını söyleyip ekliyor: “Burada(Chicagoland) 10 yıl yaşadım ve bu hiçbir zaman üzerine düşüneceğim bir konu olmadı. Daha eski kuşaklara baktığımızda onlar için uğruna savaşılacak daha çok şey vardı. Ben kabullenilmek için mücadele etmek zorundaymışım gibi hissetmiyorum.”

Evcil Hayvanlar

Sokakta insanların arasında gezen sayısız evcil hayvanla karşılaşırız. Bunlardan bazıları sizden kaçarken özellikle kediler gelip ayağınıza sürtünür. Kedilerin sevilme içgüdüsü onların insanlara daha yakın olmasına neden olurken kuşların yanına yaklaştığınızda hemen uçarlar.

İnsanlara en yakın hayvanların köpekler olduğu bilinen bir gerçektir. Bir köpek sahibine koşulsuz biat eder. Köpeklerin insanların ruh halini anlayabilme yetenekleri vardır. Günümüzde bazı köpekler hastalık teşhisinde kullanılmaktadır. Köpeklerin sahip olduğu gelişmiş koku alma duyusu nedeniyle hasta insanların kokusunu aldıkları ve bunu belli ettikleri kanıtlanmış bilimsel bir gerçektir.

Geçenlerde bir belgeselde izlediğim yaşlı kadın can dostu köpeğinin bir süredir mutsuz olduğunu ve sürekli kendisine acıklı gözlerle baktığını fark etmiş, önceleri buna bir anlam veremeyen kadın doktora gittiğinde rahim kanseri olduğunu öğrenmiş ve tedaviye başlamış. Kadında bulunan kanser hücresi tedaviyle küçüldükçe köpeğin neşesi yerine gelmeye, oyunlar oynamaya başlamış. Köpeğin sahibi kendi hastalığını köpeğinin bildiğini öne sürerken, birçok hasta üzerinde yapılan testler olumlu sonuçlar doğurmuş yani köpekler hassas burunları sayesinde kanserli hücrelerin kokusunu alabiliyor.

Kedilerin yetenekleri ise saymakla bitmez dünyanın en bencil hayvanı diye nitelendirebileceğimiz kediler ev halkı içerisinde bir kişiyi kendine sahip olarak kabul eder ve sadece onun emirlerini yerine getirirler.

Yıllar önce sokakta ölmek üzere bulduğum kedim eve her girdiğimde yanıma gelir ve beni rahatlatmaya çalışırdı. Ruhsal durumumum hemen farkına varan kedim, sinirli olduğum günlerde yanıma yaklaşmazken neşeli günlerimde şımarır, kendini sevdirmek için şekilden şekile girerdi.

Aslında evcil hayvan beslemek çok zahmetli bir iştir. Hayvanınız kendi ihtiyaçlarını bir insan gibi karşılayamadığı için ona bir bebek gibi özen göstermeniz gerekir. Mesela evcil hayvanınızı bırakıp tatile çıkamazsınız. Sürekli evde hayvana ilgi göstermek, ara sıra onu gezdirmek, tuvalet kabını temizlemek, mamasını ve suyunu yeterince kabına koymak gerekir.

Bazen kendi çocuklarımıza göstermediğimiz ilgiyi bizlerden bekleyen evcil hayvanların bakımı bizi aşabilir. Bu durumda yıllarca beslediği evcil hayvanını sokağa atan insanlar gördüm. Bir insanın bakımına alışmış bu hayvanları sokakta yaşama şansı bulunmamaktadır.

Evimize bir evcil hayvan alacaksak uzun vadeli düşünmeli küçük hevesler uğruna bu canlıların hayatları ile oynamamalıyız.

Bir arkadaşım işle ilgili bir sorun yaşadığında yıllarca besleyip büyüttüğü kedisini artık bakamayacağım diye sokağa bırakmak istediğinde ona karşı çıktım. Bakamayacaksın ona yeni bir yuva bulması gerektiğini anlattım. Beni dinlemeyen buna vakti olmadığını söyleyen arkadaşımın kedisini bir süre kendi evimde misafir ettim ve onu üst katımda oturan trans arkadaşlara hediye ettim.

Travesti arkadaşlar bu hediyeye çok sevindiler sahipsiz kediyi gözlerinden sakınan komşularımın duyarlılığı beni çok mutlu etti.

Travesti ve Lubunyalar darbeyi anlatıyor

80lerde-lubunya-olmak12 Eylül 1980 darbesinin travesti ve transların hayatına yansıması en çok sahne yasağıyla anılıyor. 1981’den 1989’a kadar süren sahne yasağı Bülent Ersoy dâhil pek çok transı etkilese de darbeye dair tanıklıklar sahneyle sınırlı değil. Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin hazırladığı “80’lerde Lubunya Olmak” kitabı, lubunyaların darbeyi nasıl yaşadıklarını gözler önüne seriyor.Özlem:

“80 Darbesi’ni hatırlamaz mıyım? Bir eve gitmiştik. Ben ve arkadaşım bir eve gitmiştik. Koliye. Dışarı çıkmak yasak, dediler. Mecbur kaldık sabaha kadar o evde. Zeytinburnu’ndaydı, hiç unutmam. Sabah bir dışarı çıktık, her yer asker… Asker polisten daha iyi davranıyordu. Mesela Dolapdere’de bizi aldılar, sıraya geçirdiler. Hepimize dayak attılar. Sırada kaç kişi varsa, herkes yanındakine tokat atacak. En samimi arkadaşın bile olsa mecbursun vurmaya…”

Ahu:

“80 İhtilali’ne kadar Ankara’daydım. Evdeydik. Benim laçom vardı. Yatıyorduk. Arkadaşım geldi, kapıyı çaldı: Kalk, dedi. N’oldu, dedim. İhtilal oldu, dedi. Ben dedim, ihtilal ne demek? N’oldu, ihtilal ne, bilmiyorum çünkü… Bana dedi ki, kocana sor. Kocam da makine mühendisiydi, Sümerbank’ta çalışıyordu. Ben 20 yaşındaydım, o da 23-24… İhtilal olmuş, dedim ben. Okumuş kültürlü bir insandı. O bana izah etti. ‘Askeriye el koydu’ dedi, ‘sokağa çıkma yasağı var.’ Ben de, tamam, dedim o zaman.”

Belgin:

“O 80’li yıllar içerisinde çalışma alanlarımız gündüze döndü, ondan sonracığıma, gündüz müşteri edinmeye başladık. İşte kelle koltukta, kimimiz Belgrad Ormanları’na gidip çalışıyorduk, kimimiz karşılara gidip çalışıyorduk, yani kelle koltukta hayatı devam ettirmek zorundaydık. Çünkü ev sahibi darbeden anlamaz, elektrik darbeden anlamaz, ekmek, su darbeden anlamaz, ondan sonracığıma, diğer giderlerin, kuaför darbe oldu anlamaz, bunların hepsi parayla dönen şeyler, bakkalına, kasabına, kirana, ekmeğine, kıyafetine, aa bugün darbe oldu beni idare edin, diyemezsin: Yapacağın tek bir şey vardır; bugün de olduğu gibi, seks işçiliği yapmak zorundasın.”

Bennu:

“O yıllar benim dehşetle hatırladığım zamanlar. Çok kötü zamanlardı. Polis falan… Kötüydü yani. Sizin kimliğiniz, kişiliğiniz, içiniz, dışınız değil yani tamamen var olmanız onlar için kötü bir şeydi. Senin insanlığın, düşüncen, ailende üzülenler, acı çekenler olması, birilerinin bişeyi olman ilgilendirmiyor onları yani. Bu toplumda olmamalısınız.”

Demet:

Ads by InfoAd Options
“Havada böyle bir sonbahar sıkıntısı vardı, sanki her şeyin bir mânâsı vardı. Hava İstanbul’da o kadar kapalı oldu ki, zaten 4 gün sokağa çıkma yasağı oldu. 12 Eylül’de daha okullar açılmamıştı, sabah kalktık, hayda, ‘Darbe oldu’ dediler, ‘Aa ne darbesi’ dedik, ‘çıkmıyorsunuz dışarıya’ dediler. Biz o zaman sitede oturuyoruz, gökdelende. 15 katlı, dört tane bina vardı bizim o sitenin içinde. Hava resmen insanların acısını yansıtıyordu, böyle kasvetli. Eylül’de biraz böyle kapalı olur sonra düzelirdi hava İstanbul’da. O süreçte uzun bir müddet hava hep kara bulutlu kaldı; insanın içini acıtan bir hava vardı, sanki o şiddete maruz kalacak insanların yasını tutar gibi, bir ironisi vardı havanın.”

Deniz:

“Eve gitsem bir türlü, gitmesem bi türlü. Ne olursa olsun dedim, gideyim. Gittim, ‘niye geldin?’ dediler bu sefer. ‘Uslu duracaksan, rahat duracaksan, bir şeyler yapmayacaksan… Otur.’ dediler. Saçlarımı uzatmışım. Korkudan damda yattım. Dam da yüksek. Abime söylemişler geldi diye. Merdivenle dama çıktım. Abim nerede bulacak beni, o da bir merdiven bulmuş gece. Uykudayken saçlarımı makasla kesmiş. Sabah oldu gözümü açtım. Yastık saç dolu. O zaman çıldırdım, ağlıyorum, tuğlaları avluya atıyorum. Avlumuz Taksim Bahçesi gibi.”

Filiz:

Darbe sabahı Beyoğlu’nda askerlerin yürüme sesine uyandım. Sokağa inicez, makyajımı falan yaptık. Ev basıldı. Bizi askeriye ordu evine götürdüler. Karakola teslim etmediler. Hastanemiz vardı bizim: Cancan. Bizi Cancan’a yolladılar. Ordan da çıktık Ahlak’a geldik. Ahlak’ta saçlar kesildi. Sirkeci’de… Seni çuvalın içine koyuyorlar Ahlak’ta. Kediler de var. Kediler seni parçalıyor çuvalın içinde. Beni bıraktılar öğleden sonra saat üç dört gibi… Ben Sultanahmet’e gittim. Bir esnaf dedi ki: Senin bu halin ne, dedi. Suratım paramparça. Elbiselerim yırtılmış. Her tarafım delik deşik olmuştu…

N.K.:

“On iki kişiydik galiba, bizi bir trene bindirdiler Haydarpaşa’dan. Kış, kar yağıyor. Bolu Dağı’na doğru iki dağın arası bir vadide bizi trenden indirdiler. Kışın kar yağıyor ve gece. Kar ışığında yolumuzu bularak ana caddeye çıktık. Bizi dağda ölüme terk ettiler. Öyle olaylar da yaşadık.”

Türkiye’nin ilk Travesti,Eşcinsel Yaşam Dergisi Çıktı!

gzoneTürkiye’nin ilk Travesti ve eşcinsel yaşam dergisi ekibi yeni ismiyle görücüye çıktı.Türkiye’nin ilk eşcinsel yaşam dergisi ekibi yeni ismiyle görücüye çıktı.

G ZONE’un ücretsiz ilk sayısı www.gzone.com.tr adresinden ücretsiz okunabilir. Dergi tüm mobil cihazlardan da sorunsuz görüntülenebiliyor.

Derginin ilk sayısı bu hafta içinde Apple Store’dan iPhone ve iPad cihazlarında okunmak üzere ücretsiz olarak sunulacak. Dergi yakında Android platformu için Google Play Store’da ve basılı olarak raflarda yer alacak.

Derginin kapağında, son zamanlarda ÇAK BİR SELAM şarkısıyla çok sevilen Ayşe Hatun Önal “Yeni Kraliçe” başlığıyla yer alıyor. Derginin bu ilk sayısına, “Bir Zamanlar” köşesiyle Hakan Eren, özel röpörtajlarıyla Nükhet Duru, Hülya Avşar, Emir Yargın ve Belçikalı şarkıcı Lara Fabian destek verdi.

“#TürkiyeBunaHazır” hashtagiyle Twitter’dan lansmanı yapılan derginin ilk sayısında bakım, psikoloji, sinema, müzik, seyahat ve eşcinselleri ilgilendiren özel haberler yer alıyor.

Sadece eşcinsellerin değil, dünyaya onların gözünden bakmak isteyen herkesin dergisi olmayı hedeflediklerini söyleyen G ZONE ekibi her ay orijinal içerikleriyle okuyucularının karşısına çıkacak.

Travesti ile ilişkiye girerken öldü

travesti-ile-iliskiye-girerken-olduAntalya’da para karşılığı anlaştığı ’Şebnem’ takma adlı 33 yaşındaki travesti G.S. ile birlikte olan 54 yaşındaki A.N.A., ilişki sırasında aniden fenalaşınca kalp krizi geçirip öldü.Olay, Antalya’nın Muratpaşa İlçesi, Deniz Mahallesi, 121 Sokak’ta bulunan apartmanda meydana geldi. Dün akşam saatlerinde Isparta’dan Antalya’ya gelen A.N.A., burada daha önceden tanıdığı ’Şebnem’ takma adlı travesti G.S. ile telefonla görüşüp birlikte olmak için anlaştı. Gece 01.30 sıralarında travestinin evine gelen ve ilişki sırasında fenalaşan A.N.A, odanın ortasında yere yığıldı. Müşterisinin fenalaştığını gören G.S., olayı önce sağlık ekiplerine dana sonra polise bildirdi. Kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, kalp masajı yapmalarına rağmen A.N.A.’yı kurtaramadı. Evde inceleme yapan polis, A.N.A’ye ait olduğu belirtilen cep telefonu ile otomobile el koydu. Travesti G.S., müşterisinin ilişkiden önce hap aldığını ve bunun ölümüne neden olmuş olabileceğini ileri sürdü.

A.N.A.’nin cesedi otopsi yapılmak üzere Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Travesti G.S. ise ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü.

Yeni Başlayanlar İçin Travestiler: Bir Travesti Kocasını Elinde Nasıl Tutar?

0000Sistem seni ittikçe bulduğun ilk yılana sarılarak, sürünerek, travesti çetelerini besleyerek, kendimize böyle bir yaşam yaratırız. Orta sınıf biyolojik kadının çektiğinin iki katı, bizim sırtımızdadır.

Bir travesti kocasını elinde nasıl tutar. Trajikomik gelir bana ama bu tesbitlerim yüzde doksanı için geçerlidir. Kadınlık öğrenilen bir şey madem, bir kocasının olması, kadının kadın sayılması için en önemli şart değil midir?

Bu tespit biyolojik kadınlar için bile geçerliyken, trans kadının nasıl kocası olmaz ayol? Olur. Kadın çünkü. Eğer kadın bir kere kadınsa, ben onun yaşadığı kadın olma sürecini iki kere yaşadım. Demek ki iki kere kadınım. İki kere kadınsam müsade edin bir tane kocam olsun.

Bize damızlık erkek gerek

Kadın mağdursa ben iki kez mağdurum. Mağdurum, mağdur olmasına da, mağdurluğu da iki kez oynamalıyım ki, daha iyi kadın olayım. Öyle bir kocam olmalı ki, sıradan, öğretilmiş erkek davranışlarıyla yaşayan bir erkek, asla travesti kadınları tatmin etmez. Biz daha çok, genç, tam bir erkeğe benzeyen, döven, söven, küfreden, damızlık erkekler bulmalıyız ki daha çok hizmet edelim. Daha çok şiddet görelim ki kadınlığımız layıkiyle tatmin olsun.

Kadın olmak işin en önemli şartlardan birisi değil mi? Bu erkekler bir süre sonra travesti çetesini oluşturacağı için, ilk eğitimleri senden geçmeli. Sonraları, bu sana yol, su, hizmet olarak geri döneceğinden, bu nokta çok mühim. Hatta bazı travestiler kocalarını öyle severler ki, onların homo olduklarını söylerler. Adam gitmesin diye kocalarını sikerler bile. Düşünün, adam gidip başkalarına verirse, bizim kızın kadınlığı ne hale gelir? Mazallah, “Bizim kız aslında gizli adammış, aslında kız bile değilmiş” derler.

Erkeği ibneleştirip “Başka erkeklere verdiğini söylerim” diyerek kocalarını ellerinde tutmaya çalışan bir grup daha vardır. İlişkilerde kadınlık ve erkeklik gibi çok kritik roller bu şekilde paylaşılmış olur.

Rahat olun. Bir kadın, bir de erkek vardır.

“Aman, kadın diğer travestilere karşı beni utandırmasın”,

“Aman, herif gider başka travestilere verir de, benim kadınlığımı üç paralık eder”,

“Sikilmek istiyorsa, sikeriz alim allah!”,

“Aman herif başımızdan gitmesin; dövsün, paramı yesin, horlasın, dert değil”

“El aleme ne deriz? Ne lazımsa gereğini yapar, kocamızı başımızda tutarız” diyerek devam edenler var.

Orta sınıf, bembeyaz travestiler

Bunlar etrafa karşı acı kadını oynarlar da yine kendilerini çok ezdirmezler. Ama, sadece adam sikiyor, travesti veriyorsa, olayın rengi biraz değişir. O zaman orta sınıf “beyaz kadın”ı oynarlar. Öyle evleri vardır ki bu tür travestilerin, yemin ediyorum, biyolojik kadın olsalar inanın telli duvaklı gelin olurlardı. Kız, düpedüz kız oğlan; yok, hatta bakire kalırlardı. Kalmasalar bile tek bir kişiye en fazla iki kişiye verirlerdi. Bunlar sevişmezler. Verirler ama ne verirler bilmem. En iyi yemekleri yapanlar, bulaşık yıkayanlar hep bu grup içinden çıkar. Ütü yapanları bile vardır bunların. En iyi hizmet onlardadır. Erkekleri ayrılmak istese de onlar ayrılmaz. Biyolojik bir kadını paylaşırlar, sorun olmaz ama başka bir travestiyle aldatılmayı asla sindiremezler. Bu bile kocalarından ayrılmaları için gerekçe olmaz. “Acı kadını”dır bunlar; çilekeştirler. Tıpkı analarımız gibi…

Helal olsun diyesim var benim bu grubun mensuplarına. Orta sınıf beyaz kadın gibi olmaya çalışanlar içindekilerin bazıları, düz beyazlıkla yetinmez. Bembeyaz, hatta açık beyaz olanları vardır. Evlerinde kedi, köpek gibi, en pahalısından, en sevimli ve en traşlısından, bir kokoş ev hayvanı mutlaka vardır. Anne baba olur da yavru nasıl olmaz? Olmalı. Bir yavruları mutlaka olmalı. Ben sekiz sene boyunca, bir kadın olarak, tek başıma Pakize’me nasıl baktım a dostlar; bir bilseniz!… Neler çektim bir bilseniz! Kızımla ben, oy oy, anasız, babasız, kocasız pek rahattık. Ama Pakize ille bir baba istedi. Ben de Ela’ya verdim yavrumu, Yıllarca babasız büyütmüştüm. Şimdi rahat. Bir babası var. Duyduğuma göre havlıyormuş bile.

Daldık Pakize’ye, meseleyi unuttuk. Hayatımda Pakize kelimesi için emniyette neler çektiğimi bir bilseniz; Pakize lafını bir daha bir daha duymak istemezdiniz.

Gene bu grup travestilerin evlerinde masa örtülerine, dantellere bile rastlamak pek muhtemeldir. Kadın olunur da televizyon, sehpa örtüsü nasıl olmaz?

Şık enişteler

Biraz daha aşmış, sınıf atlamış travesti grubunda görülen özelliklere gelince; en başta, bunlar zeki ve enteldir. Erkeğin de çalışması gerektiğini filan düşünürler mesela. Moderndirler. Evleri elektirikli eşyayla donatılmıştır. Teknoloji manyağıdırlar. Bunlar için kocanın, evin ve arabanın görünümü her şeyin önünde gelir. Valla baksan, “kötü travesti işte” dersin ama herif manken gibidir. Çok yakışıklı çocuklar bulurlar kendilerine. Bunlar ayrıca kocalarını gruba falan sokarlar. Kocaları en pahalı yerlerden giyinir, kıyafetleri gösterişlidir. Herif de ona alınan kıyafeti gösterir hani.
Ne yalan söyleyeyim valla, ben en çok bu tür enişteleri severim. Kızları köle gibi kullanan enişteler de çok fantastik gelir bana. Beni çok tahrik ederler. Şart değil tabi. Benim felsefem: “Bir enişte olsun da, nasıl olursa olsun.” Bilirim, travestiler en iyisini seçer. Seçimlerine burun kıvırmak olmaz. Buna rağmen eniştelerim yatmak için ısrarcı olurlarsa, valla “yok” demem. Eski yıllarda yattığımı söylediğim eniştelerim için kızlar sanırım kocalarını tembihliyor. “O Gani var ya? Yatar, yuva yıkar, yattığını da gizlemez hemen söyler haaa!…” “Yuva yıkan” diyorlar ki, itibarım üç paralık olsun. Atalarımız ne demiş: yuva yıkanın yuvası olmazmış. Dememiş mi? Demiş. “Yuvasız kuşlar gibi” şarkılarıyla büyümedik mi hepimiz?

Bu arada, yuvanın dişi kuş tarafından yapılması meselesini unutmasak iyi olur. Artık dişi kuş olduysan yuvayı da sen yaparsın. Gerçi bir travesti kuş bu konularda ne yapar ne eder pek bilmem ama

Gavat kategorisi

Şimdi sıra, en tehlikeli travesti kocası grubundan bahsetmeye geldi. Bunlar basbayağı bir kültür oluşturmuştur. Travesti kocası olmak bu grup için bir meslek yerine geçer.

“Ne işle uğraşıyorsunuz?”

“Travesti kocasıyım…”

O kadar kurumsallaşmış bir grup oluşturmaktadır bunlar. Bunlar travesti kocası olma branşında kariyer yaparlar. Toplumda genellikle bunlar “gavat” şeklinde tabir edilir. Mesaileri budur. Diğer travesti kocalarıyla sosyalleşirler. Kızlar da (yani travesti kızlar) sadece kocalarının müsade ettiği kızlarla konuşur. Kız işe gider, travesti kocaları bir araya gelerek karılarından aldıkları paraları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını arar. Ne bileyim işte, uyuşturucu olur, başka kızlara gitmek olur, muhtelif…

Bunların aslen biyolojik kadın sevdikleri filan da söylenir. Zaten travestiler kocalarının kadınla yatmasına pek aldırmaz; bir başka travestile meyletmişse sorun vardır. Kadına eyvallah, ama ibneyi sikmek yasak!…

Bu tür eniştelerimin şakası yoktur. Elleri ağır olur. Cezaevi işi bir faça mutlaka bulunur. Bu enişte beylerle arayı iyi tutmakta fayda vardır. Ne zaman dövüp ne zaman tecavüz edeceği belli olmaz. Hatta gasp filan da vardır bunlarda. Çete teşekkül etmiştir. Biz zavallı travestiler maalesef bir çok mağduriyetimizi, çektiğimiz bir çok sıkıntıyı, eğitimsizliğimizle geldiğimiz yerler belli olduğu için, şehrin en lüks yerlerinde yaşamamıza izin verildiği için, şehrin göbeğinde varoşu yaşatarak, zor yaşamımızı daha da zor bir hale sokarak, sistem seni ittikçe bulduğun ilk yılana sarılarak, sürünerek, travesti çetelerini besleyerek, kendimize böyle bir yaşam yaratırız. Orta sınıf biyolojik kadının çektiğinin iki katı, bizim sırtımızdadır.

Sevilmediğimiz yerleri sevmek için hepimiz o kadar istekliyiz ki; kocamız sevmiyorsa, para vererek sevmesini kolaylaştırırız. Ya, adam seni sevmiyor, her şeyini kullanıyor, evini, arabanı, bedenini, ruhunu!… Yeter ki sevsin. Biz veririz . Babamız sevmiyorsa, ona da para veririz. Dinimiz bizi sevmedikçe daha sofu müslüman oluruz. Asker sevmez, kolayından çürük raporu verir; hayır. Biz en alasından askeriz. Bu ülke bizi sevmez ama biz sapına kadar Türk’üzdür. Vergi verir, onu hoş tutarız. Vergimizin adı bile “Kabahatler Kanunu”; düşünün. Valla dir dir dir… Veririz de veririz…

Bu kafayla yazdıklarımı okuduysanız, Allah da size sabır ve imla bilgisi versin. Amin…

Travesti, Lezbiyen ve homoseksüellere şirin görünmeye çalışırsan…

kırmızı-şemsiye-modasıDilipak’a göre ‘CHP’ye oy veren Ayşe Arman, Haydar Dümen’e özendi…’Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, Hürriyet yazarı Ayşe Arman’ın Haydar Dümen’e özendiğini belirterek “lezbiyenlik ve homoseksüelliği özgürlük kapsamında görenlerle konuştuğunu” yazdı. Dilipak, Arman’ın CHP’ye oy verdiği varsayımından hareket ederek, ana muhalefet partisi için “Hem İslamcılara oynayacaksınız, hem bu çevrelere şirin görünmeye çalışacaksınız. Nasıl olacak bu ateşle barutu bir arada tutma eylemi” ifadesini kullandı.

Dilipak’ın Yeni Akit’te “CHP bu; ölmüş ağlayanı yok!” başlığıyla yayımlanan (9 Eylül 2014) yazısı şöyle:

CHP bu; ölmüş de ağlayanı yok!

Umutsuz vakalar için halk öyle der:

Ölmüş de ağlayanı yok..

CHP öldü.. Göreceksiniz, gelecek günler, geçen günleri aratacak, onlar için.

Birtakım imtiyazları ve belli bir marka değeri var, yoksa kimse CHP fikriyatının müşterisi değil. O geçti artık.

CHP umutsuz bir vaka.. Ne ideolojik, ne sosyolojik, ne de politik bir tabanı var.. CHP bugün yaşlı, 19.YY sonu, Soğuk savaş döneminde zirve yapan, Komünizm, Kapitalizm ve Faşizm üçgeni içine sıkışmış, uluslararası sistemin çizdiği bir çerçeve içine sıkışan, olağanüstü şartlarda oluşan kavram ve kurumlarla dünyayı açıklamaya çalışan bir “Tutunamayanlar kulübü”..

CHP Trakya ve Ege, Akdeniz sahil partisi. Emekli kesimin ve yabancıların, daha genel anlamda toplumun inanç, tarih, kültür ve geleneğine yabancı kesimin yoğun oldugu bir bölge burası.

Bir dönem Kürtlerden oy alıyordu, o da yok artık. Alevi tabanını da hızla kaybediyor.. Esed’e destek vererek Nuseyrilere yanaşması da düze çıkması için yeterli değil.

Aslında CHP’nin ne idüğü belirsiz.. Dün Ergenekonun avukatlığını üstleniyordu, bugün Ergenekoncuları içeri tıkan Paralel yapı ile beraber.. Dün MHP ile savaşıyordu, şimdi onlarla kol kola. Dün irticaya karşı topyekun savaştan söz ediyordu, bugün BTP ile kol kola.. İçeriden bir tesbit, CHP’de dava şuuru yok. Giderek sağa kayıyor. Beceriksiz, cesur değil, kadrolarını kaybetti. Topluma güven vermiyor, bir proje ortaya koyamıyor. Kendi içinde tutarsız bir görüntüsü var.

Kılıçdaroğlu’na gelince, ortak akla inanmıyor. Parti bilimsel yöntemlerle çalışmıyor. Şuuraltında sağ özentisi var. Cesur değil, iddiası yok. HALK partisi ama, halka yabancı. Tutarsız. Doğuda özerlikten söz ediyor, Konya’da Mevlana’dan yola çıkıp dindar bir söylem deniyor, İzmir’e gidiyor, laiklikten ödün vermeyeceğiz, irtica ile mücadele edeceğiz, doğuda devlet hakimiyetini sağlayacağız gibi şeyler söylüyor. Yani, herkese mavi boncuk dağıtıyor.. Aslında Sarıgül tam da bu anlayışı temsil ediyor.. Bekaroğlu’na onun için davetiye çıkartılıyor.

En ulusalcı, en laikçi, en dindar, en demokrat, en milliyetçi, en Kürtçü, en Alevi bir CHP.. Hayallerindeki CHP bu ama, olmuyor işte. Bu çabalar, olmayacak duaya amin demek gibi bir şey.. Bunlardan birinin varlığı diğerinin yokluğu ya da inkarı anlamına geliyor..

Ayşe Arman hehalde CHP’ye oy verse gerek. O bir anket yapmış, okurları arasında.. Araştırmanın adı “Türkiye cinsellik araştırması” ama Arman’ın okur profilinin ağırlığı CHP ağırlıklı bölgeler olsa gerek.. Hem Hürriyet okuru olacaksınız, hem de Ayşe Arman’ın bu anketine katılacaksınız, o zaman sizin kim olduğunuzu tahmin etmek zor değil. Bu kitle büyük ölçüde Akdeniz ve Ege sahilinde yaşayan, ya da bu bölge ile ilişkili, aynı dünya görüşünü, yaşam tarzını yansıtan, Avrupai, asri, belli gelir grubundaki insanlar olsa gerek.. Bu insanların sadece %7’si bekaretini korumuşlar. Çoğunluğu kadın olan bu garip topluluğun %50’si bekareti yük olarak görüyormuş. Bu çevrelertravesti, lezbiyenlik ve homoseksüelliği de özgürlük kapsamında gören çevreler..

Hem İslamcılara oynayacaksınız, hem bu çevrelere şirin görünmeye çalışacaksınız. Nasıl olacak bu ateşle barutu bir arada tutma eylemi?

Hep tek eşlilikten, kadın haklarından, İslam’ın çok eşliliğe izin vermesinden söz ediyorlar ya, bizde çok travesti, eşlilik %5 bile değilken, bunlarda tek eşli olanlar, kadın ve erkek için toplam bile değil. Kaldı ki Müslüman dindar kadınlar bu konuda çok daha fazla duyarlıdır ve sapma tekil örneklerle kendini gösterir. Çok eşlilik erkeklerde, zinadan çok, az miktarda mut’a ve çoğu zaruret ve gelenekle bağlantılı olarak nikah kaydı ile vardır.

Arman okurları arasında 1 ile 5 arasında kendi eşi dışında ilişki yaşayanların oranı %43.. 5’den başlayarak daha fazla eş ilişkisi yaşayanların oranı %54..

Armanistlerin %35’i sayı vermeden sadece bir’den fazla demiş..

Ayşe Arman’ın Haydar Dümen’e özenmesi, ilginç bir profili tanımamıza sebeb oldu. Bu Türkiye profili, Türkiye fotoğrafı değil.. Ama bunlar Türkiye’de aramızda yaşayan insanlar. CHP’lilerin tümü böyle değil ama bunların hemen hemen tamamı CHP’ye oy veriyor olsa gerek.. Bu duruma itiraz edenler de zaten tek tek CHP’den gidiyor bir şekilde.. Kalanlar da huzursuz olsa gerek..

Buradan sağlıklı bir aile profili çıkmaz. bırakın aileyi, sağlıklı bir insanın ruh halini da yansıtmaz bu durum..

Bu insanların kadın haklarından, çok eşlilikten söz ederek dindarlara yüklenmeleri de aslında psikolojilerindeki bozukluğun bir göstergesi olarak yorumlanamaz mı?

Sahi, CHP aile konusunda ne düşünüyor.. Ya da ahlak konusunda mesela.. Dine ve dindarların hayat tarzlarına ilişkin bakışlarına bir çekidüzen vermedikçe bizden birilerini aralarına alarak bu engeli aşamazlar.. Hem kendilerini küçük düşürürler, hem de aralarına aldıkları adamları yalnızlaştırarak işini bitirirler.

CHP aradığı şeyi hiçbir zaman bulamayacağı yanlış bir yerde arıyor..

Göreceksiniz, 6 ay bir güz gidecek ve sonuçta bir arpa boyu yol alamayacak.

Dostlar alışverişte görsün kabilinden yaptıkları şeyler ise geri tepecek. Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olacaklar.. Durmak yok, yola devam.

Selâm ve dua ile..

alıntıdır: kaynak :http://t24.com.tr/haber/dilipaktan-chpye-lezbiyen-ve-homoseksuellere-sirin-gorunmeye-calisirsan,270221

Travesti,Eşcinsellik olmasaydı, hayat diye bir şey olur muydu acaba?

00000Kendimi hiçbir dine ait hissetmiyorum. Kendimi hiçbir milliyete ait hissetmiyorum; çünkü her milliyetten insanı birbirinden farklı görmüyorum. Kendimi hiçbir yere, hiçbir şeye ait hissetmiyorum kısaca, hissetmek de istemiyorum; çünkü ben doğaya ait bir canlıyım ve sadece doğama uygun yaşamak istiyorum. Sonradan edinilmiş kültürel unsurlarla doğal dengemin bozulmasına karşıyım. Uymuyor bana ve uydurmak zorunda da değilim. Mutlu etmiyor beni kültürel kalıplar. Hatta ruhsal dengemi bozuyor. Niye ben içimden geldiği gibi yaşamayayım ki? Kime ne zararı var ki benim içimden geldiği gibi mutlu ve huzurlu yaşamamın? Nasıl sevmediğiniz program karşısında kanal değiştirebiliyorsanız, benim yapımdan rahatsız oluyorsanız, beni görmezsiniz olur biter. Üstelik Yerküre o kadar geniş ki, alıcılarınızı istediğiniz yöne çevirebilirsiniz.

Ama heteroseksist sistem kötülükle besleniyor, nefretle besleniyor ki, kendine benzemeyenleri ya kendine benzetmeye çalışıyor, ya da yaşamasını istemiyor, defolup gitmesini istiyor. Çok anlattım… Eşcinseller nereden geldiler ki nereye gitsinler? 3 dakikada hangi cinsel kimliğe bağlı kalacaklarını öğreteceklermiş Kırım’da. Döverek mi, öldürerek mi? Nasıl bir insansınız ki siz? Ben söyleyeyim; gerçekleri anlayamayacak veya anlamak istemeyecek… Akıl… Mantık… KIRIM… MÜSLÜMAN…

Kırım’ın de facto Cumhurbaşkanı Sergey Aksenov, “Kırım’ın eşcinsellere ihtiyacı yok” demiş. İnsanların birbirlerine ihtiyaçlarının olup-olmamasını cinsel yönelimleri mi belirliyor? Eşcinsellerin heteroseksüellere ne kadar ihtiyacı var? Eşcinseller, heteroseksüeller olmadan yaşayamazlar mı? Hem de öyle bir güzel yaşarlar ki; çocuk da yaparlar, kariyer de yaparlar, aile de kurarlar, cinsiyet ayrımcılığı yapmadan bal gibi yaşarlar giderler de. Neden mi; çünkü eşcinseller heteroseksüeller gibi cinsel yönelimlerini ve cinsiyet kimliklerini toplumsal cinsiyet üzerine inşa edip, cinsiyetçi yapıyı herkese dayatmazlar.

LGBTİ bireylerin “Kırım’da hiç şansları olmadığını” söyleyen Aksenov, “Çocuklar aile kurumuna olumlu yaklaşacak şekilde ve geleneksel değerlerle yetiştirilmeli” demiş. Evet biliyoruz; heteroseksist ve homofobik dünyada yaşama şansımız, özellikle kendimiz olarak yaşama şansımız fazla değil. En azında mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşama şansımız yok denilecek kadar az. Müslüman toplumlardaysa lanetli olduğumuz için işimiz çok daha zor; öldürülebiliriz. Ailenin ise küçük bir heteroseksist devlet olduğunu anlatmama hiç gerek yok. Yani aileler büyük devleti oluşturduğu için, devletin geleneksel yapıya uygun aile yapısını topluma dayatması olağan bir şey.

Oysa eşcinsellik canlı yapısının olmazsa olmaz halkalarından biri. Eğer eşcinsellik olmasaydı, canlı türü olmayabilirdi. Çünkü dişinin doğurganlık geniyle eşcinsellik geni aynı. Eşcinsellik olmadığı zaman, canlı nesli diye bir şey olmayabilir. Yaşamak istiyorsa insanlar, eşcinsellik gerçeğini kabul etmekten başka hiçbir seçenekleri yok. Bir de eşcinseller, heteroseksüel ilişkiden dünyaya gelmeseler, homofobiyi anlayabilirim ama, insanın kendi yapısından peydahlanan bir şeye sırtını dönmesini anlamak akıl işi değil.

Travesti Navratilova’dan Amerika Açık’ta evlenme teklifi

198600Tenis dünyasının eski yıldızlarından Travesti Martina Navratilova, Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda tek erkekler yarı final maçının oynandığı kortta canlı yayında 2006 yılından beri birlikte olduğu kız arkadaşı Julia Lemigova’ya evlenme teklifinde bulundu.
Habercilere, “Julia’ya evlenme teklifinde bulunmak için uygun zamanı bekliyordum. Şimdi doğru yer ve doğru zaman diye düşündüm ve şükürler olsun ’evet’ yanıtını aldım” diyen Navratilova birkaç gündür heyecandan gergin olduğunu da sözlerine ekledi.

Dünya çapında hem tek kadınlar kategorisinde 332 hafta, hem çiftler kategorisinde 237 hafta 1. sırada kalarak bugüne kadar kırılamayan bir rekora imza atan Navratilova 18 kez de Grand Slam şampiyonluğu kazandı.1981 yılında 19 yaşında Rusya güzellik kraliçesi tacını giymiş olan Julia Lemigova ise Florida’da müessese yöneticiliği yapıyor.

“Haklarımızı elimizden alan çok dolaplar dönüyor”

1975 yılında Çekoslovakya vatandaşlığından çıkıp iltica yoluyla Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığına geçen Navratilova ayrıca 2008’de Çek Cumhuriyeti vatandaşlığını tekrar aldı. Vatandaşlık değiştirmesinin nedeni olarak yaşadığı yerdeki baskıları öne süren star, CNN’de Connie Chung’un konuğu olduğu bir programda, “Çekoslovakya’daki adaletsiz sistemden kaçışımdaki en aptalca nokta bu sistemi özgür düşünceyi yasaklayan başka bir sisteme değişmem olmuştur. ABD’de Cumhuriyetçiler halkı manipule edip aleyhlerine olan münakaşaları, herşeyi halı altına süpürüyorlar. Bu çok üzücü. Amerika’da kararlar daha ziyade ’ne kadar kâr ederim’ bakışı etrafında veriliyor; ’sağlık, manevi değerler ve çevre ne kadar zarar görür’ bakışı etrafında değil.”

Bunun üzerine Chung, “size dürüstçe bir şey diyeyim mi? Okuduğumda kulağıma Amerikan ve vatansever gelmeyen bir şey bu. ’O zaman Çekoslovakya’ya geri dön’ demek istedim. Hani, eğer burayı beğenmiyorsan. Bu ülke sana çok şey verdi, yapmak istediğin şeyleri yapma özgürlüğünü verdi” dedi. Navratilova’nın yanıtı ise şu oldu: “Ben de artık bana verilenleri geri vereceğim. Hoşuma gitmeyen bir şeyleri gördüğümde açıkça söylerim, şimdi de söyleyeceğim çünkü imkânım var, evet. Tekrar ifade ediyorum, haklarımızı elimizden alan çok dolaplar dönüyor ortada”.

2010 yılının Nisan ayında meme kanseri teşhisi konulan Navratilova başarılı geçen ameliyat ve tedavi sonrası tekrar tenis alanındaki çalışmalarına, hayvan hakları ve LGBT alanındaki aktivistliğine kaldığı yerden devam etmekt