Travesti ve eşcinseller kuşatma altında

Travesti ve eşcinseller kuşatma altında
“Savaşa, IŞİD vahşetine, erkek egemenliğine, kadın katliamlarına, nefret cinayetlerine karşı travesti yürüyoruz” diyen kadınlar yürüyüş boyunca sık sık sloganlar attı.
Yürüyüşe lezbiyenler “Lezbiyenler savaşa karşı” pankartı ve savaş karşıtı, toplumsal barış vurgusu yapan dövizleriyle katıldılar. Eşcinsel, biseksüel, trans kadınların da katıldığı mitingde açıklamayı KESK Eş Başkanı Şaziye Köse gerçekleştirdi.
Rojavalı kadınlarla dayanışma çağrısı
Şaziye Köse yaptığı açıklamada “Biz ‘kadın, yaşam, özgürlük’ diyerek direndikçe; egemenler savaş, yok ediş ve ölümde ısrar ediyor. Erkek devletlerin emperyalist hevesleriyle, IŞİD katillerince kadınlar için bir ölüm coğrafyasına çevrilen Ortadoğu’da olduğu gibi, Türkiye’de de kadınlara yönelik adı konulmamış bir savaş yürütülüyor” diyerek tüm kadınları Rojavalı kadınlarla dayanışmaya çağırdı.
AKP Hükümeti’nin şiddete karşı gerekli önlemleri almayarak kadın düşmanlığını desteklediğini belirten Köse İstanbul Sözleşmesi’ ne taraf olunduğuna ve uygulanmadığına, kadına yönelik şiddette oranların artmasına, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarına, kadın bedeni üzerinde ki tahakküme ve kadınların aile içine hapsedilmesine değinerek hükümeti eleştirdi.
LGBTİ’ler kuşatma altında!
Köse sözlerine şöyle devam etti: “Farklılıklara karşı öfkenin, yok saymanın, şiddetin hüküm sürdüğü bu topraklarda; lezbiyenler, translar, geyler, biseksüeller ve interseklerin yaşamları da adeta bir kuşatma altında! Translara yönelik nefret cinayetleri artarak sürüyor, LGBTİ’ler ayrımcılığa maruz kalıyor, intihara sürükleniyor, cezaevlerinden okullara, iş yerlerinden sokaklara her yerde şiddetin çeşitli biçimleriyle karşılaşıyor. Devlet, polis, yargı, medya hepsi LGBTİ’lere yönelik şiddetin hem uygulayıcısı, üreticisi hem de destekleyicisi haline geliyor.
“Seks işçiliğine suç muamelesi yapan yasalar nedeniyle seks işçilerinin hayatı harcanabilir ve değersiz gösteriliyor. Seks işçileri şiddet, baskı ve tehdide devlet eliyle de açık bırakılıyor.
“Heteroseksist bir çizgiyle keskinleştirilmiş ikili cinsiyet sistemi, erkek egemenliği ve kapitalizmle çevrelenmiş bu düzende, kadın ve LGB travesti siteleri İ mücadele tarihimiz bize gösteriyor ki; direnmekten başka yolumuz yok!”
Miting sırasında polisin yoğun güvenlik önlemleri ve çevredeki binalara yerleştirilen keskin nişancılar dikkat çekti. Mitingin sonunda alanda tüm kadınlar ele ele büyük bir çember oluşturarak barış halayı çektiler.
Ankara Kadın Dayanışması’nın talepleri ise şöyle:
Türkiye’nin farklı yerlerindeki kamplarda yaşayan kadınların ve çocukların özgül ihtiyaçlarına yönelik çalışma yapılmalı, bu ihtiyaçlar karşılanmalı ve güvenlikleri sağlanmalıdır.
Türkiye’ye sığınan savaş mağduru kadınlar için Türkiye hükümeti, kadın örgütlerinin tavsiyelerini alarak kadınları koruyucu ve güçlendirici bir politika oluşturmalıdır. Türkiye içerisinde her geçen gün artan kadın katliamlarına karşı acil önlemler almak için meclis olağanüstü toplanmalıdır. Türkiye’de bulunan tüm sığınmacı, mülteci kadınların ülke içerisinde güvenli yaşamlarını sağlamalıdır. Kadın pazarlarından tecavüze kadar kadınlara yönelik şiddeti uygulayanlar için keskin yaptırımlarda bulunulmalıdır.
Ağustos ayında yürürlüğe giren ve kadına yönelik şiddet ile ilgili en kapsayıcı ve etkin sözleşme olana İstanbul Sözleşmesinin gerektirdiği yükümlülüklerin derhal yerine getirilmesini, bu sözleşmenin yargı makamları ile idari merciler tarafından uygulanmasının sağlanmasını,
Başta cinsel şiddet olmak üzere kadınlara yönelik şiddetin önlenmesinde şiddete uğrayanların haklarını esas alan politikalar üretilmesini,
6284 sayılı AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUNUN göstermelik olarak değil etkin biçimde uygulanmasını,
Sığınak sayısının arttırılmasını ve kadınlar için çocuklarıyla birlikte yaşanabilir yerler hale getirilmesini,
Şiddete uğrayan kadınların rehabilitasyon süreçlerini de içerecek şekilde onarım ve destek hizmetlerinden ücretsiz yararlandırılmasını ve iş, barınma, kreş gibi ihtiyaçlarının kamu tarafından karşılanmasını,
Hakikatleri yansıtan bir Nefret Suçu yasası
Kadın cinayetlerinde haksız tahrik indirimlerinin uygulanmasını önleme yönünde yasal düzenleme yapılmasını ve namus bahanesiyle öldürülmenin töre saiki gibi ağırlaştırıcı neden sayılmasını,
Türkiye’de nefret suçu istanbul travestileri mağdurlarını korumayan göstermelik Nefret Suçu yasası yerine LGB travesti İ’leri ve hakim etnisiteden farklı etnik kimliğe sahip olanları koruyacak hakikati yansıtan bir Nefret Suçu yasasının yapılmasını,
Kabahatler Kanunu kaldırılsın!
Trans kadınları yoksulluğun şiddetine mahkum eden Kabahatler Kanunu’nun kaldırılmasını, trans bireylerin ayrımcılık nedeniyle mahrum kaldıkları eğitim, çalışma, sağlık gibi haklarının güvence altına alınmasını,
Nefret cinayeti ve kadın cinayeti davalarında haksız tahrik indirimi uygulaması kaldırılmasını,
Seks işçilerinin güvenli çalışma koşullarına ve bütün işçiler için arzulanan sosyal güvence ve haklara kavuşturulmasını
Kadınlar için güvenli, ankara travestileri güvenceli, tam zamanlı iş imkanlarının yaratılmasını, iş cinayetlerine karşı etkin önlemlerin alınmasını,
Çocuklar için ücretsiz kreşlerin açılmasını,
Kadınların günün her saatinde güvenle yaşayabileceği, ulaşım hakkının gasp edilmediği aydınlık ve yeşil kentler,
IŞİD’e verilen destek kesilmeli!
Kadın düşmanı IŞİD’e verilen gizli ya da açık tüm desteğin kesilmesini
Kobane başta olmak üzere tüm Rojava için güvenli ve sürekli, koşulsuz ve şartsız yaşam koridorunun açılmasını Rojava’ya yönelik ekonomik yalnızlaştırma politikalarına son verilerek Islahiye Sınır Kapısı’nın açılmasını
Yeniden kardeşleşmenin elzem olduğu bu süreçte, Türkiye hükümetinin savaştan kaçan sığınmacıları mülteci statüsüne almasını ve sosyal ve ekonomik, insani koşullar oluşturmak için harekete geçmesini talep ediliyor.blog travesti

Travesti cinsiyet kimliğinin gizlenmesi sağlıklı bir yaşam değil

Travesti cinsiyet kimliğinin gizlenmesi sağlıklı bir yaşam değil

Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Psikiyatri Derneği ve Cinsel Eğitim Tedavi Ve Araştırma Derneği, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü için ortak bir açıklama yaptı.

Transeksüaliteyle ilgili bilimsel ve hukuki bilgilerin aktarıldığı açıklamada “Trans bireylerin yaşadıkları toplumsal, hukuksal ve politik ayrımcılık sadece psikiyatrinin değil sosyal bilimlerin de konusudur. Bu konuda yapılabilecek çok disiplinli çalışmaların, transseksüel bireylerin sorunlarına çözüm bulunmasında ve transfobinin ortadan kaldırılmasında rehber olacağını düşünüyoruz” denildi.

Açıklamada yasal düzlemde trans bireyler için hak ihlali olan fertilite şartının kalkması, nefret söylemlerinin ve suçlarının haksız tahrik indirimleri ile ödüllendirilmesi yerine cezaların ağırlaştırılarak caydırıcılık kazanması, sağlık alanında travestiler in ihtiyaçlarını sağlayabilecek yeterlilikte trans pozitif sağlık hizmet alanlarının desteklenmesi, trans bireylerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olmaları ve devlet temelli ayrımcılığa son verilmesini istendi.

Sekiz yılda nefret cinayetlerinde 36 travesti öldürüldü

Sağlık örgütlerinin ortak açıklamasında Türkiye’de son sekiz yılda nefret cinayetlerinde 36 trans bireyin öldürüldüğünü hatırlatırken, medyanın sorumluluklarında vurgu yapıldı.

“Medyada istanbul travestileri yönelik marjinal yaftalamaların engellenmesi ve doğru bilgilendirmenin yapılması, hem geleneksel cinsel kimlik travesti esnekleşmesine ve transseksüalitenin toplum gözünde normalleşmesine, hem kendini tanıma ve adlandırma sürecinde olan ve yardım arayan travesti bireylerin içselleştirdikleri olumsuz yaftalarla kendilerinden utanmalarını engellemeye, hatta doğru tedavi merkezlerine yönlenmelerine yardımcı olacaktır” ifadeleri kullanıldı.

“Cinsiyet kimliğinin gizlenmesi sağlıklı bir yaşam değil”

Transeksüalitenin “Kişinin kendi bedensel cinsiyetinden hoşnut olmaması, karşı cinsin ankara travestileri bedenine sahip olma ve toplumda karşı cinsten birisi olarak kabul görme isteği, bu isteğin yaşamın her alanında sürekli olması ve buna cinsiyet kimliği sıkıntısının eşlik etmesi” olarak tanımlandığı açıklamada trans bireylere yönelik ayrımcı söyleme dikkat çekildi:

“Cinsiyet kimliğimiz, yani bedenimizi ve benliğimizi bir cinsiyet üzerinde algılayışımız, seçim yaparak karar verebileceğimiz, dolayısı ile değiştirebileceğimiz bir özellik değildir. Cinsiyet kimliği, kişinin öznel kimliğinin bir parçası olduğu için transseksüellik de tam zamanlı, yaşamın özel ve kamusal alanlarını kapsayan, bir kimlik ve varoluş biçimidir. Herhangi bir kişinin cinsiyet kimliğini veya cinsel yönelimini gizleyerek sağlıklı bir yaşam sürebilmesi gerçekçi değildir.”

Sağlık hizmetleri yetersiz

Cinsiyet geçişi ameliyatı olmak isteyenlerin “üreme yeteneğinden kalıcı olarak yoksun travesti siteleri olması” şartının bilimsel hiçbir geçerliliği olmadığı belirtilirken, sağlık hizmetlerinde süren ayrımcılıklara da değinildi:

“Toplumsal hayatın her alanında travmatize edilen, yok sayılan trans bireyler, pek çok devlet hastanesinde cinsiyet dönüşümü sürecinde hormon ve cerrahi tedavileri için genel sağlık sigortalarından yararlanamamakta, trans bireylerin ihtiyaç duydukları bakım hizmetleri konusunda psikiyatri, endokrinoloji, üroloji, jinekoloji ve tedavi sonrasında izlemlerini yapacak aile hekimliği alanlarında yeterli donanıma sahip uzman personelin kısıtlı olması gibi nedenlerle sağlık hizmetlerine erişim konusunda da zorluk yaşamakta ve hak ihlallerine maruz kalmaktadırlar.”

blog travesti

Travesti , Gözlerimi almış güneşli çiçekli ağaçlar

Travesti , Gözlerimi almış güneşli çiçekli ağaçlar

Bazen gelecek uzun sürer.O günden beri sanırım sevmenin ne olduğunu da öğrendim. Atılganca kendi duyguları üstüne “abartmalı” iddialara girmek değil, travesti karşıdakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiçbir zorlamaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek. Özetle yalın özgürlük! Cézanne neden Sainte-Victoire dağının her anının ayrı resmini yapmıştı? Her anın ışığı ayrı bir armağandır da ondan.
Demek ki yaşam, tüm dramlarına karşın, hala güzel olabilirmiş. Altmış yedi yaşındayım; kendim için travesti sevilmediğimden gençlik tanımamış olan ben, şimdi kendimi hiç olmadığım istanbul travestileri kadar genç hissediyorum. Bu iş yakında bitecek olsa da.
Evet, bazen gelecek uzun sürüyor.
Kasım canım, merhaba;
Kendine yabancı kalmanın seviyelerini bilmem ama sorgulamalar yıllarca sürünce çıkmaz sokakla yüz yüze kalmak kaçınılmaz. Ben sadece beş yıl önce kim olduğumu çözdüm.
Bedenin ruha yükü ağır geldi depresyonda süründüm mutsuz umutsuz yaşadım. Çıkışı görememenin çaresizliğinden kaç kez intihar ihtimal dahilindeydi hayatımda.
Seviyordum da insanları aşık olmayı, kimilerine göre yanlış olsa da.
Aşk cinsiyet mi tanıyor bilmiyorlardı.
Heteroseksist dünya kadın erkek ilişkisini onaylıyor ya devlet de buna yardım ediyor ya yine de bir mücadeleye başladım.
Ne doğruydu bir kere gelmişken hayata?
Bana ait kalbin hesabını ben veririm size ne diyorum yeni yeni…
Yanıldım kandırıldım inandım seviyorum laflarına…
Sonsuza kadar denilirken ay sonunu göremedi kalp çıktığı yolda.
Olsun, hesapsız seven elbet mutluluğu yaşayacaktı.
Açıldım kendime: “Bak adamım, oyundan atılmış küs çocuk halini bırak.”
Başka oyunlar da oyuncular da var. Yürü!
Zamanın geçmiş esaretinde yaşanmaz.
Yıllarca her adımda duydum: “Olmaz öyle şey kadınsın sen, erkek mi olunur ameliyatla. Mahalledekilerin yüzüne nasıl bakacaksın?”
Sizin kafanızda o tabular… Dokunulmaz erkekliğinize bir zahmet kapı açın.
Gizli saklı değil apaçık yaşamak bedenimi özgürleştirmek için izin almak ne saçma…
Pek yakında hayranlıkla seyredeceksiniz bana yakışan beni.
Arada bir yerde değil kendisiyle güzel alemde yaşayan adamı…
Aile özellikle baba figürü ki bu kişi bazen akraba erkeklerinden biri de olabiliyor enişte, dayı vs. kutsal emanetleri elinden alınacak kaygısıyla trans bireye şiddetle karşı çıkıyorlar. Elma armut kombinasyonunu örnek veriyorlar: “Elmadan armut kadından erkek olur mu?”
Kadın olmak, erkek olmak diye bir şey yok ki.
Siz nasıl doğuştan kendinizi erkek hissediyorsanız biz de öyleyiz. Beden farkımız var ki bu hayatımızı bariz şekilde hapishaneye çeviriyor. Yaşamakla uğraşacağımıza kendimizi inşa etmeye çalışıyoruz.
Bazılarımızın maddi imkanı elvermiyor bazılarımız da aile bağlarına kelepçeli kalıyor.
Aile içi şiddet kimi zaman fiziksel hale gelebiliyor ve bunun yasada yeri nedir bilmiyorum.
Daha korkuncu biz seni kadın yaparız diye dehşet verici tecavüzler, evlendirmeler yaşanıyor.
Hiç istemesek de bazen bu çatışmaların sonuçları intihar da olabiliyor trans erkeğin ya da trans kadının insan olduğu unutulduğu için…
Ve bir şey daha dostum;
Cinsel yönelim, travesti siteleri de heteroseksüel olarak bilinir ya yani erkeksin ve kadınlar ilgini çeker.
Yok öyle bir dünya.
Bir trans erkek aklımı çeldi fena takıldım ona.
Onu görünce afalladım kaldım, kendime baktım. Nasıl olur ki derken:
Ama sen çok tatlı seviyorsun ve o da bunu çok güzel hak ediyor dedim kendime… İşte tam da bu yüzden saldım yüreğimi travesti haberleri onun denizine maviliğine. İster alsın dalgalarına, serin kollarına. İster kıyılarına vursun güneşte yıkanmış sahil taşlarına çarpayım. Umurum mu, değil tabi.
Tanıdığımdan ne de farklıymış dünya dedirtti ya bana, değer her şeye… Sevgiye içimi açmışım ve ayrı şehir hikayesi bu defa iki trans erkek üstünden okunacak. Yedi tepeli şehrin meydanında dünyama ışıldayan bir güneş var. Şu an yüzümde tebessüm sebebi bir tanem.
Uzaklık bir kez daha aşkla arama giriyor ve tabii ki aile denen o gizli esaret de buna sponsor oluyor gönüllü… ankara travestileri Duygusal ve hayalperest adamım, o ise aşk yarasıyla deniz aşırı ülkelerin limanlarında yakılmış ağıtlardaki hüzünlü yüz. Sevgili değiliz biz. Zaman der. Zaman derim. Ses etmem…
Gözlerimi almış güneşli çiçekli ağaçlar…
Ölümsüzlük varsa şarkısı ona yazılacak aşkla.. Alıntıdır.

Travesti , büyük oyunların cinnetinden kurtulmanın yolu

1Travesti , büyük oyunların cinnetinden kurtulmanın yolu

Çağlayan Adalet Sarayı’nın önündeki meydan, rüzgârıyla travesti ünlü. Her mevsim iliklerinize kadar donarsınız. Saç baş bırakmaz, aptal eder. Tek sığınak, karşı köşedeki Adalet Çay Bahçesi ve Saklı Bahçe’dir. Yorgun ve gergin yığınlar bir parça ısınmak için oraya sığınır.
Adalet Sarayı’nın C kapısı da basın açıklamalarıyla tanınır. Ya o meydanda, ya bu kapının önünde, günün anlam ve önemine, yaşatılan adaletsizliğine uygun olarak çeşitli pankartlar ve lolipoplar eşliğinde toplanılır ve meram anlatılır.
Aslında bugüne kadar orada yapılan basın açıklamalarına ait lolipoplar ve pankartlardan, Adalet Sarayı’nın içinde özel bir müze oda kurulabileceğini düşünüyorum. Esirgenen adaletin gayriresmi yakın tarihi akıp geçsin gözümüzün önünden.
Ben bu hülyalı düşüncelere dalmışken, bir başka basın açıklaması günü daha gelmiş çatmış. Dile kolay, tam on altı yıldır sürdürülen, süründürülen bir dava var. Geçen cuma da, sosyolog Pınar Selek’in başına örülmeye çalışılan Mısır Çarşısı davasında, yeni mahkeme önündeki ilk gündü. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla birlikte davayı ilk defa gören İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bayram ve resmi tatil olmasına rağmen epey kalabalık bir grup duruşmayı izlemeye gelmiş. Aradan geçen yıllarla, bu hukuk cinayeti giderek daha aleni bir hal almaya başladıkça, davayı izleyen yurtiçi ve yurtdışı kamuoyu da giderek genişledi. Bu kez de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, Uluslararası Yazarlar Birliği Genel Merkezi ve ABD temsilcileri, Strazburg Belediyesi Başkan Yardımcısı, Pınar’ın doktorasını verdiği Strazburg Üniversitesi’nin rektör yardımcısı, milletvekilleri, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler, LGB travesti ve feminist aktivistler ile insan hakları örgütlerinin temsilcileri yerlerini almış.
Davayı izlemek demek, ‘Mısır Çarşısı’ başlıklı devlet komplosuyla, bir barış aktivistinden katliam sanığı yaratmaya çalışan, dudak uçuklatan hukuksuzluklar karşısında metanetini koruyup mücadeleye devam etmek demek. Son olarak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30 Nisan’da yapılan temyiz duruşmasında müebbet hapis cezasını bozma kararı vermişti. On altı yıldır, kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı kerelerce kanıtlanan, dahası bir gaz kaçağına dayanan patlama üzerinden yürütülen davada kişilik katline uğratılmaya çalışılan Pınar Selek, tam üç kez beraat etti. Derken mahkeme heyeti değiştirildi, dahası kendini bir nevi temyiz mercii ilan ederek, Pınar Selek’i yeni hiçbir delil olmaksızın ağırlaştırılmış müebbete mahkûm ediverdi.
Mahkeme salonunda olmak, hayatın her alanında hukuk mücadelesi vermek, adalete ulaşmak anlamına gelmiyor. Hoş, zaten on altı yıl sonra gelen, adalet değil, olsa olsa hayat hakkı ihlalinin son bulması olur. O gün mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına uydu ve Pınar Selek hakkındaki yakalama kararını kaldırarak duruşmayı 5 Aralık’a erteledi. Mahkeme salonunda gayriihtiyari atılan çığlıklar, aslında hepimize toplu olarak yapılanların bir özetiydi. Göz göre göre kötücül haksızlıkla kuşatıldığında, sıradan ve zaten hakkın olan bir şeyin ilanına sevinir hale geliyorsun. Temkinli bir sevinç bu. Ne de olsa, hukuk kisvesi altında pek çok siyasi gaile güdüldü bugüne değin.
Dolayısıyla, şöyle demek mümkün: Mahkeme yeni ama bu dava çok eski. O kadar ki, biz ona ‘Yeni Türkiye’nin Eski Lekesi’ adını veriyoruz. İbretlik bir leke bu. 90’ların o tekinsiz iç savaş dönemi herkesin hatırında. Çünkü yaşadığımız günlerde denenen oyun da çok farklı değil. O yıllarda neden bir türlü barışılamadığı sorusuyla çıktığı yolda gözaltına alınan bu genç sosyolog kadının Kürt hareketine ilişkin bilimsel araştırması yok edilmiş, kendisi de ağır işkencelere maruz bırakılmıştı. İnsanların kaybedildiği, köylerin yakılıp boşaltıldığı ve 28 Şubat’ta devletin tabu addettiği ‘tehlikeli’ saflarda duranların andıçlandığı, karanlık bir dönemdi. Bir dönemle topyekûn ödeşiliyorsa, Pınar Selek’in ta o zamandan alacaklı olduğu adalet en önemli nirengi taşlarından biri olacaktı. istanbul travestileri travesti
Ama olmadı. Çünkü derin yapılar, değişen iktidar ve onlara muhalif hale gelen hareketler karşısında da pazarlık yapabilecek gücü korudu. Bugün Kobanê üzerinden tutuşan ateş, her an yine aynı karanlığa itilebilecek olmaya duyulan öfke ve isyan, Kürtlerin yanı sıra, memleketin dışlanmış hisseden yüklüce bir kesimini de kapsıyor. Ve Pınar’ın o naif “Neden bir türlü barışamadık?” sorusu halen geçerliliğini koruyor.
Küçük hayatlarımız üzerine oynanan büyük oyunların cinnetinden kurtulmanın yolu, benim için hayalde ısrardan geçiyor. Hayalde ısrar, zaten umudun diğer adı. Pınar’la şehrin sokaklarını birlikte arşınladığımızı, aşktan konuştuğumuzu, elde simit ve çayla vapurdan uzaklara baktığımızı hayal ediyorum. Adalet Sarayı’nın rüzgârına inat, içim ısınıyor.

Travesti , eşcinsel olduğum için boşanıyorum

1Travesti , eşcinsel olduğum için boşanıyorum

Dizideki küçük başarıları travesti saymazsak, hızla düşüşüm devam ediyordu. Hayatım, benim iznim olmaksızın baştan yazılıyormuş gibi hissediyordum. Hayatta istediğim her şeyi gerçekleştirmiştim! Mutlu bir evliliğim vardı ve işimi seviyordum. Eşcinsel olduğumu 2012 yılının sonbaharında, setteki ilk günlerimden birinde fark ettim. Bu, başlı başına tek bir şey olmaktan ziyade, kendimi lezbiyen grupların yakınında ne kadar rahatsız hissettiğim ya da kendimi (omuz silkerek) cinsellikle pek de ilgisi olmayan biri olarak tanımlamam gibi bir sürü küçük ayrıntının birleşimi gibiydi. Tek tek düşününce, bunlar beni ben yapan küçük tuhaflıklar gibi görünüyordu. Seks yerine kitap okumayı seçmek son derece mantıklı bir seçim, öyle değil mi? Ama sette, bütün bu küçük anlar çok daha açık ve önemli bir hale geliyordu ve kendimi, oyuncuların yeni öğretmenlerini merak eden bir grup anaokul öğrencisiymişçesine sordukları bitmek bilmez ve bütün bunların üzerine tuz biber eken sorularını cevaplarken buluyordum. “Kimseyle görüşüyor musun?” “Evli misin?” “Bir erkekle mi?” “Ama kızları öpüyormuşsun?” “Peki, bunu özlüyor musun?” En sonunda, daha önce hiç aklıma gelmeyen bir soruyu düşünmek zorunda kaldım: “Yok artık, ben eşcinsel miyim?”

31 yaşında olmama, hayatımın 13 yılını son derece açık fikirli şehirlerde geçirmeme ve kendimi eğitimli bir birey olarak görmeme rağmen son bir yıldır: 1.Google’da “Lezbiyen olduğunuzu nasıl anlarsınız?” diye arattım. Bu konuda quiz gibi bir şeyler olmalıydı, değil mi? 2. Kullandığım doğum kontrol yöntemi yüzünden mi diye düşündüm. Daha yeni rahim içi araç kullanmaya başlamıştım, bu kimi çekici bulduğumu etkiliyor olabilir miydi? Bu gerçekten de düşündüğüm bir şeydi. Bunun, cinsel kimlik üzerine doktora yapmış terapistime bahsedecek kadar üzerinde durdum ve terapistim bana büyük bir sabırla doğum kontrolünün esasen cinsel yönelimimizi değiştiremeyeceğini açıkladı. 3. Ölmek istedim. Eğer eşcinsel olmak, bu dünyadaki en sevdiğim insanı kaybedeceğim, aileme açılacağım, benliğimin en savunmasız, en hassas noktalarını açacağım ve tanıdığım herkese göstereceğim anlamına geliyorsa, ölmeyi yeğlerdim. En son sekizinci sınıfta olduğum gibi kendimi intihara meyilli hissediyordum. O zamanlar bir kere, bir avuç Tylenol içip uyumuştum. Ertesi sabah uzun bir uykunun ardından dinlenmiş olarak uyanmıştım ve arkadaşlarıma kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlatabileceğim için heyecanlıydım. Böyle şeylerin aleni bir şekilde söylenmesinin, daha sonra kolayca ulaşabilecekleri bir şekilde kaydedilmesinin önemli olduğunu düşüyordum; çünkü eğer LGBT topluluğundan insanlarla çevrelenmiş, ne şekilde olursa olsun azınlık olmanın sevinçle kutlandığı, dünyanın en destekleyici ortamında çalışırken bunları düşünüp hissedebilirsem, ancak o zaman başka şartlarda yaşayacağım üzüntü, kafa karışıklığı ve korkuyu düşünmeye cesaret edebilirdim.travesti

Yakın zamanda katıldığım GLAAD (Gay& Lesbian Alliance Against Defamation, Karalamaya Karşı Eşcinsel ve Lezbiyen Birliği) Medya Ödülleri’nde, Ellen Page’in Laverne Cox’a Stephen F. Kolzak Ödülü’nü takdim ettiği anı izleme şansına sahip oldum. GLAAD’ın başkanı Sarah Kate Ellis de o gece konuştu ve oluşabilecek tüm muhalefetin farkında olmasına rağmen, salondakileri hayatlarını açık bir şekilde ve sevgiyle yaşamaları için cesaretlendirdi. Evliliğimin ve tüm hayatım boyunca sahip olduğum kimliğimin sonu için üzülürken, bir yandan da kendimi artık bu topluluğun bir parçası olduğumu düşünmekten alamadım. Eğer onu tamamen kabul edersem daha değersiz olacakmış ya da yargılanacakmışçasına kendi eşcinselliğimi değerlendiriyordum. Utanç ve suçlulukla dolu bu yükü taşımaya çalışmakla geçen bir yılın ardından, bu olumsuz bakış açısı yerine dürüstlüğü ve minnettar olmayı seçebileceğimi fark etmemle birlikte rahatladım. Şu anda aileme, arkadaşlarıma ve Orange is the New Black’teki çalışma arkadaşlarımın çoğuna (ve artık sana da, sevgili okuyucu) açılmış durumdayım. Artık sette ya da yazarlar odasındayken kendimi iki doğru arasında sıkışıp kalmış gibi hissetmiyorum. Benim hikâyem dizide anlattığımız kurmaca hikâyelere tam olarak uyduğu için doğru yerde olduğumu hissediyorum: kendilerini bulmaya çalışan insanlar, zorlu yollar ve sonunda hepsinin geçmesiyle ilgili hikâyeler. istanbul travestileri

Şimdi anlatıp da diziyi berbat etmeyeceğim ama Orange is the New Black’in travesti ikinci sezonu için yaptıklarımla gerçekten çok ama çok gurur duyuyorum. Beni koşulsuz sevgiyle sardıkları ve zaman zaman ihtiyacım olduğunda da kızdırdıkları (günler boyunca üst üste kapşonlu bir tişört ve beyzbol kasketi taktığım için birinin bana sivil polis mi olmaya çalıştığımı sorması gibi) yazarlar odasında kendim olabiliyorum. Sette her şeyi yaşadım: Bir kadına âşık oldum, hayatımı baştan sona ekranda izledim. İkinci sezonun yayını için çalışmayı hızlandırdığımız şu günlerde, hayatımı herkesin önünde yaşamak benim için artık sorun değil ve kendimi özgürleşmiş hissediyorum. Ben mükemmel değilim. Cesur olmaktansa rahat olmayı tercih ederim. Beni onaylayıp onaylamadığınızı umursamıyorum çünkü böylece kendimi her zaman iyi hissediyorum. Yani durum böyle. Bu benim hikâyem, karışık, biraz farklı ve sürekli yeni zorluklarla mücadele içinde, ama böyle olduğu için gerçekten minnettarım. Nasıl olursa olsun, kendi hikâyenizi kabullenmenizi ve sevmenizi şiddetle öneriyorum. Söz veriyorum, denediğinize değecek.

CHP’li başkanın travesti merakı

transitCHP’liler, Şişli Belediyesi çalışanları ve meclis üyeleri kalem müdürü yüzünden şaşkına dönerken; Başkan İnönü’nün bu defileye olur vermesi sabrı taşırdı. Şişli’nin CHP’li Belediye Başkanı Hayri İnönü skandala doymuyor… ‘Renkli’ özel kalemiyle tepki çeken İnönü, bu kez Türkiye’nin ilk trans defilesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor

İstanbul’un gözde semtlerinden Şişli, son dönemde kültürel etkinliklerle değil, CHP’li Belediye Başkanı Hayri İnönü’nün skandallarıyla gündeme gelir oldu. ‘Renkli’ özel kalemi Boysan Yakar yüzünden başı ağrıyan İnönü, bu kez transseksüellere verdiği destekle gündeme geldi. Öyle ki, Türkiye’nin ilk trans defilesi Başkan Hayri İnönü’nün desteğiyle Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek. Defilenin organizatörü, LGBTİ aktivisti transeksüel Öykü Ay, siyasiler arasında kendilerine destek olan tek ismin Hayri İnönü olduğunu söyledi.

CHP’LİLER DE ŞAŞKINA DÖNDÜ
21 Kasım 2014 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek defilede 45 trans kadın mankenin görev alacağını belirten Öykü Ay, Trans Kraliçesi Yankı Bayramoğlu’nun da baş manken olarak podyuma çıkacağını kaydetti. Öykü Ay, trans kadınların kendi tasarladıkları kıyafetlerle podyuma çıkacağını defilenin gelirinin trans misafirhanesine gideceğini vurguladı. CHP’liler, Şişli Belediyesi çalışanları ve meclis üyeleri kalem müdürü yüzünden şaşkına dönerken; Başkan İnönü’nün bu defileye olur vermesi sabrı taşırdı.

Bursa da suruyeli bir travesti evi kundaklandı

kırmızı-şemsiye-modasıBursa’da Suriyeli bir vatandaşa ait olduğu bilinen bir ev, kimliği belirsiz kişiler tarafından ateşe verildi.Olay, Altıparmak Mahallesi, Zafer apartmanının birinci katında meydana geldi. Yakın zamanda Bursa’ya gelen , Suriye’li bir travestiye ait olduğu öğrenilen ev, kimliği belirsiz kişiler tarafından kundaklandı. 1 Saat içinde küle dönen ev kullanılamaz hale gelirken içeride kimsenin olmaması faciayı önledi. Yangın esnasında iş te olduğu öğrenilen Hamzeh Khalil, isimli Suriye uyruklu travesti, aldığı haber üzerine evine gelerek kül olan evini görünce şaşkına döndü.
Apartmanda bulunan diğer evlerinde zarar gördüğü yangın 3 İtfaiye aracının müdahale ettmesi sonucu 1 saat içerisinde söndürüldü, polis ve İtfaiye ekipleri yangının kundaklama olduğunu belirledi. Apartmanda bulunan sakinlerin dumandan etkilenmesi anı kameralar tarafından görüntülendi.
Polis olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı.

Travesti yardımlaşma defilesi düzenliyor

1Travesti güzellik yarışmasının ardından şimdi de Türkiye\’de ilk defa trans defilesi 21 Kasım 2014 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi\’nde düzenlenecek.
Trans Kraliçesi podyumda
Trans misafirhanesine yardım toplamak amacıyla düzenlenecek olan defilede güzellik yarışmasında birinci olan Trans Kraliçesi Yankı Bayramoğlu da baş manken olarak podyuma çıkacak. Gecede toplam 45 trans kadın manken görev alacak.
Ünlü isimler destek veriyor
Barbaros Şansal, Sevda Demirel, Tarık Mengüç, Leyla Somer ve Eylül Metin gibi ünlü isimler de defileye destek veren isimler arasında yer alıyor.
LGBTİ dernekleri defileyi destekliyor
Ankara Pembe Hayat LGB travesti İ, İstanbul LGBTİ, İstanbul Hevi LGBTİ, Antalya Pembe Caretta LGBTİ, Mersin 7 Renk LGBTİ, İzmir Siyah Pembe Üçgen LGBTİ ve Radio Gabile defileyi destekleyen kurumlar arasında yer aldı.
Defileyi LGBTİ aktivisti Öykü Ay organize ediyor
41 yaşındaki tesettürlü trans kadın Öykü Ay, defilede mankenlerin kendi tasarladıkları kyafetleri taşıyacaklarını söyledi. Ay, “Bu kıyafetler defile sonrası açık arttırma ile satışa sunulacak ve elde edilen gelirin tamamı trans misafirhanesine bağışlanacak” dedi.
Pınar Selek ilham kaynağım
Öykü Ay, “Pınar Selek yıllar önce üniversitede trans kadınlar üzerine bir tez hazırlamıştı ve podyumda transların kıyafetleri çok daha iyi taşıyacaklarını yazmıştı. Kadife yürekli, vicdanlı bir kadındır Pınar Selek” diye konuştu. istanbul travestileri travesti
Bizler halvet işçisiyiz
Öykü Ay bu defile ile toplumun negatif algısını yıkmayı hedeflediklerini belirtiyor. Malatya Akçadağ Anadolu Öğretmen Lisesi, Fen Edebiyat Bölümü mezunu olan Ay, bir seks işçisi olmasının kendi suçu olmadığına da vurgu yapıyor.
İnsanlar bizleri seks objesi olarak görüyor
Öykü Ay, “Aile içinde yaşanan ensest ilişkiler varken ve küçük yaştaki kız çocuklar yaşlı erkeklerle evlendirilirken, bizlere \’ahlaksız\’ denmesi biraz garip. Bizlere \’ahlaksız\’ diyenlere ve çalıp çırpan devlete tertemiz ve sevgi dolu dünyamızı göstermek istiyoruz”.
Medya bizi canavar olarak sunuyor
Öykü Ay, yazılı ve görsel medyada bugüne kadar trans kadınların hep canavar olarak gösterildiklerini belirterek, “Medya bizim haberlerimizi hep “travesti terörü” başlığıyla duyurdu ve bizleri tehlikeli kişiler olarak kamuoyuna yansıttı” dedi.
LGBTİ dostu Hayri İnönü
Siyasiler arasında kendilerine destek olan tek ismin Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü olduğu belirten Öykü Ay, Devlet bazında hiçbir destek almadıklarına vurgu yapıyor.
Eski günler aklıma gelince gözlerim doluyor
Geçmiş yıllarda trans kadınların yaşamlarının çok zor olduğunu söyleyen Ay, “Sokakta gündüz vakti polis tarafından gözaltına alınırdık. Karakollarda işkence görürdük. Ama şimdiki nesil çok şanslı en azından haklarını aramayı biliyor ve susmuyorlar” dedi.
En yakın arkadaşım beni bıçakladı
\’Ben çok hassas bir insanım\’ diyen Öykü Ay, anılarını anlatırken gözyaşlarını tutamıyor. Ay, “Kimseyle kavga etmem çok hassas ve duygusal birisiyim. Bir tek kişiyle kavga ettim o da benim en yakın arkadaşımdı. Arabamın camlarını kırdı ve beni dokuz yerimden bıçakladı ama kırgın değilim geçmişte kalan acı bir hatıra benim için” dedi.
Aşk diye bir şey yoktur
Uzun yıllar seks işçiliği yapan trans aktivist Öykü Ay, “Erkekler için aşk sadece cinselliği bedavaya getirmektir. Kadınları seks objesi olarak görürler. Hayatım boyunca iki büyük aşk yaşadım ve şu an olduğum yer belli yalnızlık” dedi.

Trv yada travesti evliliklerini kutluyoruz

1Emrullah Tüzün ve Ekin Keser İstanbul’da düzenledikleri bir düğün töreni ile Türkiye’nin ilk evli eşcinsel çifti oldu. Resmi olmasa da alternatif bir düğün töreni düzenleyen çift kendilerine ve aile üyelerine tehditler geldiğini belirterek “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” ifadelerini kullandı. travesti

Farklı cinsel yönelimlerden olan bireylere “Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler” mesajını verdi.

İşte Yurt gazetesinden Ceren Büyüktetik’in aktarımıyla Emrullah Tüzün ve Ekin Keser’in tanışma, evlenmeye karar verme ve düğün süreci…
\’Ben böyleyim neden kendimi sıkayım?\’

Emrullah 2 yaşından beri İstanbul\’da yaşıyor. Aslen Kürt kökenli, 13 çocuklu ailesinin 8 oğlundan biri. Okulla pek arası olmadığını söylüyor. Küçük yaşlarda garsonluk yapmaya başlamış. Sonra ailesi giyim sektörüne girince o da dahil olmuş. 7 yıl sonra iflas ettiklerinde kendisini sorumlu hissetmiş, zor zamanlar geçirmiş. Eşcinsel kimliğini aile ve çevre korkusundan kontrol altında tutsa da cinsel yöneliminin her zaman farkındaymış. Ancak 25 yaşından sonra kendi deyimiyle gizli saklı merdivenini aşmaya başlamış. “Ben böyleysem, bunu da gerçekten yaşamak istiyorsam neden kendimi bu kadar sıkayım, kapalı tutayım.” diye düşünmüş. Tam bu zamanlarda da karşısına hayatının aşkı Ekin çıkmış. travesti
\’Hiç ben yanlışım demedim\’

Ekin ise aslen Hatay\’lı ve Arap kökenli. Güzel sanatlarda üçüncü sınıf öğrencisi. Kendisinden gayet emin bir şekilde “Ben kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyuyordum” diyor. Erkek muhabbetlerini hiç sevmezmiş. 12 yaşında da ailesine açılmış. Bunun üzerine ailesi hormon testleri filan yaptırmış ama görmüşler ki hormonla ilgisi yok. Babası kabullenmemiş durumu. Anne yüreği ise yalnız bırakamamış oğlunu. Okulu seven, başarılı bir öğrenciymiş. Cinsel yönelimi ona eğitim hayatında zor zamanlar yaşatmış elbette. Öğretmenlerinden ve sınıf arkadaşlarından hakarete varan ifadeleri ve imaları sıklıkla işitmiş. Ama hiçbir zaman “Ben yanlış mıyım” dememiş. Liseye dair bir anısını anlatıyor gülerek, “Bir gün kız arkadaşlarımla merdivende oturuyorduk. Psikolojik danışmanlık hocam yanımıza geldi ve parmağını sallayarak \’Seni kızlarla çok görüyorum\’ dedi. Düşünebiliyor musunuz, kendisi psikolojik danışmanlık hocasıydı.”

Tanışma hikâyeleri de tamamen tesadüfe dayalı. O tesadüfi günü şöyle anlatıyor Ekin:

“Taksim’de hiç istemeye istemeye bir açılış partisine gitmiştim. Sadece 5-6 erkek vardı ve arkadaşımla dans ederken Emrullah’ı gördüm. Ne kadar tatlı çocuk dedim. Arkadaşım sonra kapmış Emrullah\’ı \’Haydi tanışın\’ diye yanıma getirdi.” travesti
\’Karşılaştıktan sonra hiç ayrılmadık\’

Peki ya sonra tekrar nasıl bir araya geldiniz diye soruyorum, “Bir daha hiç ayrılmadık ki” diyor Emrullah ve anlatıyor:
“Ertesi sabah Ekin’de kahvaltı yaptık. Uyandığımda karşımda kocaman bir Hatay sofrası buldum. Sonra da 3 yıl boyunca hiç ayrılmadık zaten. Hep aynı evde oturduk. Bunu hiç konuşmadık, hiç kararlaştırmadık. İçimden birşey doğru yaptığımı söylüyordu ve ben de hiç sorgulamadan devam ediyordum. Çok hızlı bir şekilde yaşadık herşeyi ve daha sonra rayına bıraktık. Güven aramızdaki en önemli şey.”
\’Evliliği üçüncü ayda konuşmaya başladık\’

Henüz ilişkilerinin üçüncü ayında bir arkadaşları sohbet arasında “Sahi siz niye evlenmiyorsunuz?” diye sorunca evlilik fikri de bir anda düşüvermiş akıllarına.

“İlişkimize bir zaman biçmiyorduk 5 sene ya da 50 sene gibi. Zaten beraberdik ve hep beraber olacağız. Bu yüzden \’Evlenelim\’ dedik. Zaten her şeyimiz beraber. İlla bir kağıt olması gerekmiyor. Bir arkadaşımız muhabbet arasında konuyu açmıştı. Laf arasında \’Şöyle yapsak güzel olur mu\’ filan diye konuşurken Ekin\’le beraber ciddi ciddi konuşmaya başladık. Biz bunu yapalım ve eşcinsel ilişkiler de sadece sevgililik olarak kalmasın düşüncesindeydik” diyor Emrullah.

Ekin ve Emrullah çifti bu kararlarında en büyük gücü de Silo felsefesinden almış. Arjantinli düşünür Mario Luis Rodriguez Cobos\’un temeli “evrensel hümanizm”e dayanan düşünce akımı Silo onların hayatlarında önemli bir etkiye sahip. Silo\’nun hümanist hareketi sayesinde dünyanın pek çok ülkesinden dostlar edinmişler. O dostları da onlara bu düğünü yapabilmeleri için ellerinden gelen her türlü desteği vermiş. İlk başta düğünü bir villanın bahçesinde yapmak istemişler. Ancak masrafın büyük olacağına karar verip bir yıl beklemişler. Silo felsefesinde gökyüzüyle temas kurmanın önemli olmasından dolayı daha sonra teknede karar kılmışlar. Evlilik hep akıllarının kenarındaymış, hatta yüzükleri de beraber seçmişler ama romantik bir evlilik teklifi de ilişkilerinde eksik kalmamış. O özel günü önce Emrullah, sonra Ekin anlatıyor:

Emrullah:

– Yüzükleri birlikte beğenmiştik ama organizasyonu benim yapacağım fikrinde anlaşmıştık. Zaten birlikte yaşıyoruz ama bunu bir coşkuya çevirmek istedim. Bazen sürprizler güzeldir ilişkiye de tat katar. Sürprizi yapacağım gün Ekin çalışıyordu ben izinliydim. Birkaç arkadaşımı eve yönlendirdim. Cepte para kısıtlı. Kendi içimde baya stresliyim. Oturdum hemen şiirsel bir metin yazdım. Müziği ayarladım. Müzik çalarken şiiri okumaya başladım. Şiiri kaydettik bilgisayara. Sonra dışarı çıkıp son paramla bir yalancı orkide buketi yaptırttım. Üstüne not yazarak kapının girişindeki tavana astım. Kapıdan salona kadar koridor boyunca mumlar dizdim. Salondaki masanın tam ortasına da bilgisayarı koydum. İçerisi baya hoştu. İki arkadaşımı da Ekin’i işten çıkınca oyalaması için ayarlamıştım. Arkadaşlarımız da yanımızdaydı. Hatta çoğunluğu heteroseksüeldi. Herkes evde bir yerlere saklandı. Sonra Ekin şaşırarak içeri girdi laptopu gördü. Play tuşuna bastı. Şiir sonlandığı anda arkasında belirip yüzüğü uzattım. O bana sarılınca bütün arkadaşlar çıkmaya başladı.

Ekin:

– Tamamen sürprizdi. Çok heyecanlıydım. Böyle bir şey beklemiyordum. Çok tatlı bir gündü. Emekle vaad edilen, inşa edilen her şey çok güzel.

Ekin Emrullah\’ın ona yazdığı şiiri de Kürtçe\’ye çevirip göğsüne dövme yaptırtmış daha sonra.
istanbul travestileri
‘Onları evlendiren biz değiliz’

Çiftin düğünü de emek dolu. Davetiyeleri kendi elleriyle hazırlamışlar. Davetiyedeki karikatürü bir arkadaşları çizmiş. Gömleklerini çok yakın bir arkadaşları dikmiş. Damatlıklarını da çocukluk arkadaşları seçmiş. Düğün günü de maceraları eksik olmamış. Trafik kilitlenince kendi düğünlerine geç kalıyorlar. Kadıköy\’den Eminönü\’ne vapurla geçmeye karar verip üzerlerinde damatlıklarla yola çıkıyorlar. Yanlarında Ekin\’in nedimeleri ve Emrullah\’ın sağdıcı onlara destek oluyor. Yol uzayınca haliyle karınları acıkıyor yetişip bir çikolata getiriyorlar. Eminönü iskelesinde çikolata yiyen iki damat görenler de reklam filmi çekildiğini sanıyor. Sonunda düğünün yapılacağı tekneye ulaşıyorlar. 120 kişi davetli. 90\’ı orada. İçlerinde Emrullah ve Ekin\’in ailesinden gelenler birkaç kişi de var. Alkışlar eşliğinde tekneye adım atıyorlar. Kokteylin ardından törene geçiliyor. Silo felsefesine göre ilk önce Ekin ve Emrullah “iyi hissediş seromonisi” gerçekleştiriyor. Ardından da düğün seromonisi. Seromoni sırasında şu cümle dikkat çekiyor: “Onları evlendiren biz değilizdir, kendileri topluluğumuz önünde evlenirler.” Eşlere tek tek “Senin için bu evlilik nedir?” diye soruluyor. Emrullah ve Ekin kendileri için evliliğin anlamını açıklayan metinlerini ayrı ayrı okuduktan sonra tören sonlanıyor. Sonrası alışkın olduğumuz düğünlerden pek de farklı değil. Ekin ve Emrullah Edith Piaf\’ın “Padam” şarkısıyla düğün danslarını yapmışlar. Heyecandan elleri ayakları birbirine dolanmış. “Hiç güzel yapamadık” diye yakınıyorlar hala. Daha sonra para ve takı merasimi yapılmış. Halay çekmeyi de ihmal etmemişler. travesti

Düğün oldukça eğlenceli geçmiş, ancak onlar için her şey toz pembe değil elbette. Birçok tehdit aldıklarını belirtiyorlar. Aile fertlerinden de, sosyal medyadan da ölüm tehditleri geliyormuş. Ancak bu cesaretlerini kırmamış. “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” diyorlar.
\’Biz varız, hep olacağız\’

Günün birinde çocuk sahibi olmayı da isteyen Ekin ve Emrullah çifti sohbetimizin sonunda tüm cinsel yönelimi farklı bireylere şu mesajı veriyor:

“Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler. Çevre ve toplum sizi her halükarda sizi rencide etmeye ve aşağılamaya hazırdır. Sadece siz buna aldırış etmediğiniz zaman sorun yok demektir. Herkes kendine ve çevresindeki renklere saygı duysun. O zaman istenilen bir yerde yaşar herkes. Bütün herkese de bizi destekleyen arkamızda olan herkese sevgilerimizi yolluyoruz.” istanbul travestileri

Koğuş bulunamayan travesti cinsiyet değişikliği yapılamadı.

2396Cinayetten cezaevinde yatan eşçinsel D.Ç., kadın olmak için cinsiyet değişikliği ameliyatı ve lazer epilasyon için başvurdu. Bu operasyonu yapan iki hastane, mahkûm koğuşu olmadığı gerekçesiyle D.Ç.’yi geri çevirdi. Dosya şimdi AİHM’de.

Türkiye ’de eşcinsel mahkûmların cezaevlerinde yaşadıkları hak ihlallerine bir yenisi eklendi.

Hürriyet gazetesinden Fırat Alkaç’ın haberine göre 2008 yılında adam öldürmekten 20 yıl hapis cezasına çarptırılan D.Ç. (33), Maltepe Kapalı Cezaevi’ne konuldu. D.Ç., cinsiyet değiştirmek ve lazer epilasyon için geçen yıl cezaevi yönetimine başvuruda bulundu. Talebi üzerine Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gönderilen D.Ç. için hazırlanan raporda, transseksüel özellikler taşıdığı ve cezaevi koşulları nedeniyle ruh sağlığının bozulabileceği belirtildi.

‘AMELİYAT EDİLMELİ’
Sonuç kısmında, D.Ç.’nin cinsiyet değişikliği ameliyatı ve lazer epilasyon tedavisinin yapılması gerektiği vurgulanan rapor üzerine, Türkiye’de sadece Kocaeli Üniversitesi Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan cinsiyet değişikliği operasyonu için D.Ç. ve avukatları başvurdu. Ancak her iki hastane yönetimi de, mahkûm koğuşu olmadığı gerekçesiyle, ameliyatı yapamayacaklarını belirtti.

KONU ŞİMDİ AİHM’DE
Hazırlanan raporlara rağmen ameliyat olamayan D.Ç., bunun üzerine avukatları aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Dosyayı inceleyen AİHM, Türkiye hakkında soruşturma başlattı. Türkiye soruşturma kapsamında AİHM’ye gönderdiği savunmada, iç hukuk yollarının tükenmediği gerekçesiyle, dosyayı esas yönünden eleştirdi. Türkiye’nin AİHM’deki yargılanması ise hâlâ devam ediyor.

CEZAEVİNDE MAĞDUR EDİLİYORUM
Maltepe Kapalı Cezaevi’nde kalan D.Ç., Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden de bir mektupla yardım istedi. Mektubunda gerekli ihtiyaçlarını karşılayamadığı için zor şartlarda yaşadığını anlatan D.Ç., “Geçici de olsa mahkûm koğuşu ayarlanabilirdi. Mağdur ediliyorum. Sağlık kurulu raporumda ‘acil ameliyat olmalı, cezaevinde sağlıklı yaşantı süremez’ kararı var. Şimdi benim ruh sağlığım nasıl bozulmasın” diye isyan etti.