Travesti , büyük oyunların cinnetinden kurtulmanın yolu

1Travesti , büyük oyunların cinnetinden kurtulmanın yolu

Çağlayan Adalet Sarayı’nın önündeki meydan, rüzgârıyla travesti ünlü. Her mevsim iliklerinize kadar donarsınız. Saç baş bırakmaz, aptal eder. Tek sığınak, karşı köşedeki Adalet Çay Bahçesi ve Saklı Bahçe’dir. Yorgun ve gergin yığınlar bir parça ısınmak için oraya sığınır.
Adalet Sarayı’nın C kapısı da basın açıklamalarıyla tanınır. Ya o meydanda, ya bu kapının önünde, günün anlam ve önemine, yaşatılan adaletsizliğine uygun olarak çeşitli pankartlar ve lolipoplar eşliğinde toplanılır ve meram anlatılır.
Aslında bugüne kadar orada yapılan basın açıklamalarına ait lolipoplar ve pankartlardan, Adalet Sarayı’nın içinde özel bir müze oda kurulabileceğini düşünüyorum. Esirgenen adaletin gayriresmi yakın tarihi akıp geçsin gözümüzün önünden.
Ben bu hülyalı düşüncelere dalmışken, bir başka basın açıklaması günü daha gelmiş çatmış. Dile kolay, tam on altı yıldır sürdürülen, süründürülen bir dava var. Geçen cuma da, sosyolog Pınar Selek’in başına örülmeye çalışılan Mısır Çarşısı davasında, yeni mahkeme önündeki ilk gündü. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla birlikte davayı ilk defa gören İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bayram ve resmi tatil olmasına rağmen epey kalabalık bir grup duruşmayı izlemeye gelmiş. Aradan geçen yıllarla, bu hukuk cinayeti giderek daha aleni bir hal almaya başladıkça, davayı izleyen yurtiçi ve yurtdışı kamuoyu da giderek genişledi. Bu kez de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, Uluslararası Yazarlar Birliği Genel Merkezi ve ABD temsilcileri, Strazburg Belediyesi Başkan Yardımcısı, Pınar’ın doktorasını verdiği Strazburg Üniversitesi’nin rektör yardımcısı, milletvekilleri, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler, LGB travesti ve feminist aktivistler ile insan hakları örgütlerinin temsilcileri yerlerini almış.
Davayı izlemek demek, ‘Mısır Çarşısı’ başlıklı devlet komplosuyla, bir barış aktivistinden katliam sanığı yaratmaya çalışan, dudak uçuklatan hukuksuzluklar karşısında metanetini koruyup mücadeleye devam etmek demek. Son olarak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30 Nisan’da yapılan temyiz duruşmasında müebbet hapis cezasını bozma kararı vermişti. On altı yıldır, kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı kerelerce kanıtlanan, dahası bir gaz kaçağına dayanan patlama üzerinden yürütülen davada kişilik katline uğratılmaya çalışılan Pınar Selek, tam üç kez beraat etti. Derken mahkeme heyeti değiştirildi, dahası kendini bir nevi temyiz mercii ilan ederek, Pınar Selek’i yeni hiçbir delil olmaksızın ağırlaştırılmış müebbete mahkûm ediverdi.
Mahkeme salonunda olmak, hayatın her alanında hukuk mücadelesi vermek, adalete ulaşmak anlamına gelmiyor. Hoş, zaten on altı yıl sonra gelen, adalet değil, olsa olsa hayat hakkı ihlalinin son bulması olur. O gün mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına uydu ve Pınar Selek hakkındaki yakalama kararını kaldırarak duruşmayı 5 Aralık’a erteledi. Mahkeme salonunda gayriihtiyari atılan çığlıklar, aslında hepimize toplu olarak yapılanların bir özetiydi. Göz göre göre kötücül haksızlıkla kuşatıldığında, sıradan ve zaten hakkın olan bir şeyin ilanına sevinir hale geliyorsun. Temkinli bir sevinç bu. Ne de olsa, hukuk kisvesi altında pek çok siyasi gaile güdüldü bugüne değin.
Dolayısıyla, şöyle demek mümkün: Mahkeme yeni ama bu dava çok eski. O kadar ki, biz ona ‘Yeni Türkiye’nin Eski Lekesi’ adını veriyoruz. İbretlik bir leke bu. 90’ların o tekinsiz iç savaş dönemi herkesin hatırında. Çünkü yaşadığımız günlerde denenen oyun da çok farklı değil. O yıllarda neden bir türlü barışılamadığı sorusuyla çıktığı yolda gözaltına alınan bu genç sosyolog kadının Kürt hareketine ilişkin bilimsel araştırması yok edilmiş, kendisi de ağır işkencelere maruz bırakılmıştı. İnsanların kaybedildiği, köylerin yakılıp boşaltıldığı ve 28 Şubat’ta devletin tabu addettiği ‘tehlikeli’ saflarda duranların andıçlandığı, karanlık bir dönemdi. Bir dönemle topyekûn ödeşiliyorsa, Pınar Selek’in ta o zamandan alacaklı olduğu adalet en önemli nirengi taşlarından biri olacaktı. istanbul travestileri travesti
Ama olmadı. Çünkü derin yapılar, değişen iktidar ve onlara muhalif hale gelen hareketler karşısında da pazarlık yapabilecek gücü korudu. Bugün Kobanê üzerinden tutuşan ateş, her an yine aynı karanlığa itilebilecek olmaya duyulan öfke ve isyan, Kürtlerin yanı sıra, memleketin dışlanmış hisseden yüklüce bir kesimini de kapsıyor. Ve Pınar’ın o naif “Neden bir türlü barışamadık?” sorusu halen geçerliliğini koruyor.
Küçük hayatlarımız üzerine oynanan büyük oyunların cinnetinden kurtulmanın yolu, benim için hayalde ısrardan geçiyor. Hayalde ısrar, zaten umudun diğer adı. Pınar’la şehrin sokaklarını birlikte arşınladığımızı, aşktan konuştuğumuzu, elde simit ve çayla vapurdan uzaklara baktığımızı hayal ediyorum. Adalet Sarayı’nın rüzgârına inat, içim ısınıyor.

Travesti , eşcinsel olduğum için boşanıyorum

1Travesti , eşcinsel olduğum için boşanıyorum

Dizideki küçük başarıları travesti saymazsak, hızla düşüşüm devam ediyordu. Hayatım, benim iznim olmaksızın baştan yazılıyormuş gibi hissediyordum. Hayatta istediğim her şeyi gerçekleştirmiştim! Mutlu bir evliliğim vardı ve işimi seviyordum. Eşcinsel olduğumu 2012 yılının sonbaharında, setteki ilk günlerimden birinde fark ettim. Bu, başlı başına tek bir şey olmaktan ziyade, kendimi lezbiyen grupların yakınında ne kadar rahatsız hissettiğim ya da kendimi (omuz silkerek) cinsellikle pek de ilgisi olmayan biri olarak tanımlamam gibi bir sürü küçük ayrıntının birleşimi gibiydi. Tek tek düşününce, bunlar beni ben yapan küçük tuhaflıklar gibi görünüyordu. Seks yerine kitap okumayı seçmek son derece mantıklı bir seçim, öyle değil mi? Ama sette, bütün bu küçük anlar çok daha açık ve önemli bir hale geliyordu ve kendimi, oyuncuların yeni öğretmenlerini merak eden bir grup anaokul öğrencisiymişçesine sordukları bitmek bilmez ve bütün bunların üzerine tuz biber eken sorularını cevaplarken buluyordum. “Kimseyle görüşüyor musun?” “Evli misin?” “Bir erkekle mi?” “Ama kızları öpüyormuşsun?” “Peki, bunu özlüyor musun?” En sonunda, daha önce hiç aklıma gelmeyen bir soruyu düşünmek zorunda kaldım: “Yok artık, ben eşcinsel miyim?”

31 yaşında olmama, hayatımın 13 yılını son derece açık fikirli şehirlerde geçirmeme ve kendimi eğitimli bir birey olarak görmeme rağmen son bir yıldır: 1.Google’da “Lezbiyen olduğunuzu nasıl anlarsınız?” diye arattım. Bu konuda quiz gibi bir şeyler olmalıydı, değil mi? 2. Kullandığım doğum kontrol yöntemi yüzünden mi diye düşündüm. Daha yeni rahim içi araç kullanmaya başlamıştım, bu kimi çekici bulduğumu etkiliyor olabilir miydi? Bu gerçekten de düşündüğüm bir şeydi. Bunun, cinsel kimlik üzerine doktora yapmış terapistime bahsedecek kadar üzerinde durdum ve terapistim bana büyük bir sabırla doğum kontrolünün esasen cinsel yönelimimizi değiştiremeyeceğini açıkladı. 3. Ölmek istedim. Eğer eşcinsel olmak, bu dünyadaki en sevdiğim insanı kaybedeceğim, aileme açılacağım, benliğimin en savunmasız, en hassas noktalarını açacağım ve tanıdığım herkese göstereceğim anlamına geliyorsa, ölmeyi yeğlerdim. En son sekizinci sınıfta olduğum gibi kendimi intihara meyilli hissediyordum. O zamanlar bir kere, bir avuç Tylenol içip uyumuştum. Ertesi sabah uzun bir uykunun ardından dinlenmiş olarak uyanmıştım ve arkadaşlarıma kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlatabileceğim için heyecanlıydım. Böyle şeylerin aleni bir şekilde söylenmesinin, daha sonra kolayca ulaşabilecekleri bir şekilde kaydedilmesinin önemli olduğunu düşüyordum; çünkü eğer LGBT topluluğundan insanlarla çevrelenmiş, ne şekilde olursa olsun azınlık olmanın sevinçle kutlandığı, dünyanın en destekleyici ortamında çalışırken bunları düşünüp hissedebilirsem, ancak o zaman başka şartlarda yaşayacağım üzüntü, kafa karışıklığı ve korkuyu düşünmeye cesaret edebilirdim.travesti

Yakın zamanda katıldığım GLAAD (Gay& Lesbian Alliance Against Defamation, Karalamaya Karşı Eşcinsel ve Lezbiyen Birliği) Medya Ödülleri’nde, Ellen Page’in Laverne Cox’a Stephen F. Kolzak Ödülü’nü takdim ettiği anı izleme şansına sahip oldum. GLAAD’ın başkanı Sarah Kate Ellis de o gece konuştu ve oluşabilecek tüm muhalefetin farkında olmasına rağmen, salondakileri hayatlarını açık bir şekilde ve sevgiyle yaşamaları için cesaretlendirdi. Evliliğimin ve tüm hayatım boyunca sahip olduğum kimliğimin sonu için üzülürken, bir yandan da kendimi artık bu topluluğun bir parçası olduğumu düşünmekten alamadım. Eğer onu tamamen kabul edersem daha değersiz olacakmış ya da yargılanacakmışçasına kendi eşcinselliğimi değerlendiriyordum. Utanç ve suçlulukla dolu bu yükü taşımaya çalışmakla geçen bir yılın ardından, bu olumsuz bakış açısı yerine dürüstlüğü ve minnettar olmayı seçebileceğimi fark etmemle birlikte rahatladım. Şu anda aileme, arkadaşlarıma ve Orange is the New Black’teki çalışma arkadaşlarımın çoğuna (ve artık sana da, sevgili okuyucu) açılmış durumdayım. Artık sette ya da yazarlar odasındayken kendimi iki doğru arasında sıkışıp kalmış gibi hissetmiyorum. Benim hikâyem dizide anlattığımız kurmaca hikâyelere tam olarak uyduğu için doğru yerde olduğumu hissediyorum: kendilerini bulmaya çalışan insanlar, zorlu yollar ve sonunda hepsinin geçmesiyle ilgili hikâyeler. istanbul travestileri

Şimdi anlatıp da diziyi berbat etmeyeceğim ama Orange is the New Black’in travesti ikinci sezonu için yaptıklarımla gerçekten çok ama çok gurur duyuyorum. Beni koşulsuz sevgiyle sardıkları ve zaman zaman ihtiyacım olduğunda da kızdırdıkları (günler boyunca üst üste kapşonlu bir tişört ve beyzbol kasketi taktığım için birinin bana sivil polis mi olmaya çalıştığımı sorması gibi) yazarlar odasında kendim olabiliyorum. Sette her şeyi yaşadım: Bir kadına âşık oldum, hayatımı baştan sona ekranda izledim. İkinci sezonun yayını için çalışmayı hızlandırdığımız şu günlerde, hayatımı herkesin önünde yaşamak benim için artık sorun değil ve kendimi özgürleşmiş hissediyorum. Ben mükemmel değilim. Cesur olmaktansa rahat olmayı tercih ederim. Beni onaylayıp onaylamadığınızı umursamıyorum çünkü böylece kendimi her zaman iyi hissediyorum. Yani durum böyle. Bu benim hikâyem, karışık, biraz farklı ve sürekli yeni zorluklarla mücadele içinde, ama böyle olduğu için gerçekten minnettarım. Nasıl olursa olsun, kendi hikâyenizi kabullenmenizi ve sevmenizi şiddetle öneriyorum. Söz veriyorum, denediğinize değecek.

CHP’li başkanın travesti merakı

transitCHP’liler, Şişli Belediyesi çalışanları ve meclis üyeleri kalem müdürü yüzünden şaşkına dönerken; Başkan İnönü’nün bu defileye olur vermesi sabrı taşırdı. Şişli’nin CHP’li Belediye Başkanı Hayri İnönü skandala doymuyor… ‘Renkli’ özel kalemiyle tepki çeken İnönü, bu kez Türkiye’nin ilk trans defilesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor

İstanbul’un gözde semtlerinden Şişli, son dönemde kültürel etkinliklerle değil, CHP’li Belediye Başkanı Hayri İnönü’nün skandallarıyla gündeme gelir oldu. ‘Renkli’ özel kalemi Boysan Yakar yüzünden başı ağrıyan İnönü, bu kez transseksüellere verdiği destekle gündeme geldi. Öyle ki, Türkiye’nin ilk trans defilesi Başkan Hayri İnönü’nün desteğiyle Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenecek. Defilenin organizatörü, LGBTİ aktivisti transeksüel Öykü Ay, siyasiler arasında kendilerine destek olan tek ismin Hayri İnönü olduğunu söyledi.

CHP’LİLER DE ŞAŞKINA DÖNDÜ
21 Kasım 2014 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek defilede 45 trans kadın mankenin görev alacağını belirten Öykü Ay, Trans Kraliçesi Yankı Bayramoğlu’nun da baş manken olarak podyuma çıkacağını kaydetti. Öykü Ay, trans kadınların kendi tasarladıkları kıyafetlerle podyuma çıkacağını defilenin gelirinin trans misafirhanesine gideceğini vurguladı. CHP’liler, Şişli Belediyesi çalışanları ve meclis üyeleri kalem müdürü yüzünden şaşkına dönerken; Başkan İnönü’nün bu defileye olur vermesi sabrı taşırdı.

Bursa da suruyeli bir travesti evi kundaklandı

kırmızı-şemsiye-modasıBursa’da Suriyeli bir vatandaşa ait olduğu bilinen bir ev, kimliği belirsiz kişiler tarafından ateşe verildi.Olay, Altıparmak Mahallesi, Zafer apartmanının birinci katında meydana geldi. Yakın zamanda Bursa’ya gelen , Suriye’li bir travestiye ait olduğu öğrenilen ev, kimliği belirsiz kişiler tarafından kundaklandı. 1 Saat içinde küle dönen ev kullanılamaz hale gelirken içeride kimsenin olmaması faciayı önledi. Yangın esnasında iş te olduğu öğrenilen Hamzeh Khalil, isimli Suriye uyruklu travesti, aldığı haber üzerine evine gelerek kül olan evini görünce şaşkına döndü.
Apartmanda bulunan diğer evlerinde zarar gördüğü yangın 3 İtfaiye aracının müdahale ettmesi sonucu 1 saat içerisinde söndürüldü, polis ve İtfaiye ekipleri yangının kundaklama olduğunu belirledi. Apartmanda bulunan sakinlerin dumandan etkilenmesi anı kameralar tarafından görüntülendi.
Polis olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı.

Travesti yardımlaşma defilesi düzenliyor

1Travesti güzellik yarışmasının ardından şimdi de Türkiye\’de ilk defa trans defilesi 21 Kasım 2014 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi\’nde düzenlenecek.
Trans Kraliçesi podyumda
Trans misafirhanesine yardım toplamak amacıyla düzenlenecek olan defilede güzellik yarışmasında birinci olan Trans Kraliçesi Yankı Bayramoğlu da baş manken olarak podyuma çıkacak. Gecede toplam 45 trans kadın manken görev alacak.
Ünlü isimler destek veriyor
Barbaros Şansal, Sevda Demirel, Tarık Mengüç, Leyla Somer ve Eylül Metin gibi ünlü isimler de defileye destek veren isimler arasında yer alıyor.
LGBTİ dernekleri defileyi destekliyor
Ankara Pembe Hayat LGB travesti İ, İstanbul LGBTİ, İstanbul Hevi LGBTİ, Antalya Pembe Caretta LGBTİ, Mersin 7 Renk LGBTİ, İzmir Siyah Pembe Üçgen LGBTİ ve Radio Gabile defileyi destekleyen kurumlar arasında yer aldı.
Defileyi LGBTİ aktivisti Öykü Ay organize ediyor
41 yaşındaki tesettürlü trans kadın Öykü Ay, defilede mankenlerin kendi tasarladıkları kyafetleri taşıyacaklarını söyledi. Ay, “Bu kıyafetler defile sonrası açık arttırma ile satışa sunulacak ve elde edilen gelirin tamamı trans misafirhanesine bağışlanacak” dedi.
Pınar Selek ilham kaynağım
Öykü Ay, “Pınar Selek yıllar önce üniversitede trans kadınlar üzerine bir tez hazırlamıştı ve podyumda transların kıyafetleri çok daha iyi taşıyacaklarını yazmıştı. Kadife yürekli, vicdanlı bir kadındır Pınar Selek” diye konuştu. istanbul travestileri travesti
Bizler halvet işçisiyiz
Öykü Ay bu defile ile toplumun negatif algısını yıkmayı hedeflediklerini belirtiyor. Malatya Akçadağ Anadolu Öğretmen Lisesi, Fen Edebiyat Bölümü mezunu olan Ay, bir seks işçisi olmasının kendi suçu olmadığına da vurgu yapıyor.
İnsanlar bizleri seks objesi olarak görüyor
Öykü Ay, “Aile içinde yaşanan ensest ilişkiler varken ve küçük yaştaki kız çocuklar yaşlı erkeklerle evlendirilirken, bizlere \’ahlaksız\’ denmesi biraz garip. Bizlere \’ahlaksız\’ diyenlere ve çalıp çırpan devlete tertemiz ve sevgi dolu dünyamızı göstermek istiyoruz”.
Medya bizi canavar olarak sunuyor
Öykü Ay, yazılı ve görsel medyada bugüne kadar trans kadınların hep canavar olarak gösterildiklerini belirterek, “Medya bizim haberlerimizi hep “travesti terörü” başlığıyla duyurdu ve bizleri tehlikeli kişiler olarak kamuoyuna yansıttı” dedi.
LGBTİ dostu Hayri İnönü
Siyasiler arasında kendilerine destek olan tek ismin Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü olduğu belirten Öykü Ay, Devlet bazında hiçbir destek almadıklarına vurgu yapıyor.
Eski günler aklıma gelince gözlerim doluyor
Geçmiş yıllarda trans kadınların yaşamlarının çok zor olduğunu söyleyen Ay, “Sokakta gündüz vakti polis tarafından gözaltına alınırdık. Karakollarda işkence görürdük. Ama şimdiki nesil çok şanslı en azından haklarını aramayı biliyor ve susmuyorlar” dedi.
En yakın arkadaşım beni bıçakladı
\’Ben çok hassas bir insanım\’ diyen Öykü Ay, anılarını anlatırken gözyaşlarını tutamıyor. Ay, “Kimseyle kavga etmem çok hassas ve duygusal birisiyim. Bir tek kişiyle kavga ettim o da benim en yakın arkadaşımdı. Arabamın camlarını kırdı ve beni dokuz yerimden bıçakladı ama kırgın değilim geçmişte kalan acı bir hatıra benim için” dedi.
Aşk diye bir şey yoktur
Uzun yıllar seks işçiliği yapan trans aktivist Öykü Ay, “Erkekler için aşk sadece cinselliği bedavaya getirmektir. Kadınları seks objesi olarak görürler. Hayatım boyunca iki büyük aşk yaşadım ve şu an olduğum yer belli yalnızlık” dedi.

Trv yada travesti evliliklerini kutluyoruz

1Emrullah Tüzün ve Ekin Keser İstanbul’da düzenledikleri bir düğün töreni ile Türkiye’nin ilk evli eşcinsel çifti oldu. Resmi olmasa da alternatif bir düğün töreni düzenleyen çift kendilerine ve aile üyelerine tehditler geldiğini belirterek “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” ifadelerini kullandı. travesti

Farklı cinsel yönelimlerden olan bireylere “Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler” mesajını verdi.

İşte Yurt gazetesinden Ceren Büyüktetik’in aktarımıyla Emrullah Tüzün ve Ekin Keser’in tanışma, evlenmeye karar verme ve düğün süreci…
\’Ben böyleyim neden kendimi sıkayım?\’

Emrullah 2 yaşından beri İstanbul\’da yaşıyor. Aslen Kürt kökenli, 13 çocuklu ailesinin 8 oğlundan biri. Okulla pek arası olmadığını söylüyor. Küçük yaşlarda garsonluk yapmaya başlamış. Sonra ailesi giyim sektörüne girince o da dahil olmuş. 7 yıl sonra iflas ettiklerinde kendisini sorumlu hissetmiş, zor zamanlar geçirmiş. Eşcinsel kimliğini aile ve çevre korkusundan kontrol altında tutsa da cinsel yöneliminin her zaman farkındaymış. Ancak 25 yaşından sonra kendi deyimiyle gizli saklı merdivenini aşmaya başlamış. “Ben böyleysem, bunu da gerçekten yaşamak istiyorsam neden kendimi bu kadar sıkayım, kapalı tutayım.” diye düşünmüş. Tam bu zamanlarda da karşısına hayatının aşkı Ekin çıkmış. travesti
\’Hiç ben yanlışım demedim\’

Ekin ise aslen Hatay\’lı ve Arap kökenli. Güzel sanatlarda üçüncü sınıf öğrencisi. Kendisinden gayet emin bir şekilde “Ben kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyuyordum” diyor. Erkek muhabbetlerini hiç sevmezmiş. 12 yaşında da ailesine açılmış. Bunun üzerine ailesi hormon testleri filan yaptırmış ama görmüşler ki hormonla ilgisi yok. Babası kabullenmemiş durumu. Anne yüreği ise yalnız bırakamamış oğlunu. Okulu seven, başarılı bir öğrenciymiş. Cinsel yönelimi ona eğitim hayatında zor zamanlar yaşatmış elbette. Öğretmenlerinden ve sınıf arkadaşlarından hakarete varan ifadeleri ve imaları sıklıkla işitmiş. Ama hiçbir zaman “Ben yanlış mıyım” dememiş. Liseye dair bir anısını anlatıyor gülerek, “Bir gün kız arkadaşlarımla merdivende oturuyorduk. Psikolojik danışmanlık hocam yanımıza geldi ve parmağını sallayarak \’Seni kızlarla çok görüyorum\’ dedi. Düşünebiliyor musunuz, kendisi psikolojik danışmanlık hocasıydı.”

Tanışma hikâyeleri de tamamen tesadüfe dayalı. O tesadüfi günü şöyle anlatıyor Ekin:

“Taksim’de hiç istemeye istemeye bir açılış partisine gitmiştim. Sadece 5-6 erkek vardı ve arkadaşımla dans ederken Emrullah’ı gördüm. Ne kadar tatlı çocuk dedim. Arkadaşım sonra kapmış Emrullah\’ı \’Haydi tanışın\’ diye yanıma getirdi.” travesti
\’Karşılaştıktan sonra hiç ayrılmadık\’

Peki ya sonra tekrar nasıl bir araya geldiniz diye soruyorum, “Bir daha hiç ayrılmadık ki” diyor Emrullah ve anlatıyor:
“Ertesi sabah Ekin’de kahvaltı yaptık. Uyandığımda karşımda kocaman bir Hatay sofrası buldum. Sonra da 3 yıl boyunca hiç ayrılmadık zaten. Hep aynı evde oturduk. Bunu hiç konuşmadık, hiç kararlaştırmadık. İçimden birşey doğru yaptığımı söylüyordu ve ben de hiç sorgulamadan devam ediyordum. Çok hızlı bir şekilde yaşadık herşeyi ve daha sonra rayına bıraktık. Güven aramızdaki en önemli şey.”
\’Evliliği üçüncü ayda konuşmaya başladık\’

Henüz ilişkilerinin üçüncü ayında bir arkadaşları sohbet arasında “Sahi siz niye evlenmiyorsunuz?” diye sorunca evlilik fikri de bir anda düşüvermiş akıllarına.

“İlişkimize bir zaman biçmiyorduk 5 sene ya da 50 sene gibi. Zaten beraberdik ve hep beraber olacağız. Bu yüzden \’Evlenelim\’ dedik. Zaten her şeyimiz beraber. İlla bir kağıt olması gerekmiyor. Bir arkadaşımız muhabbet arasında konuyu açmıştı. Laf arasında \’Şöyle yapsak güzel olur mu\’ filan diye konuşurken Ekin\’le beraber ciddi ciddi konuşmaya başladık. Biz bunu yapalım ve eşcinsel ilişkiler de sadece sevgililik olarak kalmasın düşüncesindeydik” diyor Emrullah.

Ekin ve Emrullah çifti bu kararlarında en büyük gücü de Silo felsefesinden almış. Arjantinli düşünür Mario Luis Rodriguez Cobos\’un temeli “evrensel hümanizm”e dayanan düşünce akımı Silo onların hayatlarında önemli bir etkiye sahip. Silo\’nun hümanist hareketi sayesinde dünyanın pek çok ülkesinden dostlar edinmişler. O dostları da onlara bu düğünü yapabilmeleri için ellerinden gelen her türlü desteği vermiş. İlk başta düğünü bir villanın bahçesinde yapmak istemişler. Ancak masrafın büyük olacağına karar verip bir yıl beklemişler. Silo felsefesinde gökyüzüyle temas kurmanın önemli olmasından dolayı daha sonra teknede karar kılmışlar. Evlilik hep akıllarının kenarındaymış, hatta yüzükleri de beraber seçmişler ama romantik bir evlilik teklifi de ilişkilerinde eksik kalmamış. O özel günü önce Emrullah, sonra Ekin anlatıyor:

Emrullah:

– Yüzükleri birlikte beğenmiştik ama organizasyonu benim yapacağım fikrinde anlaşmıştık. Zaten birlikte yaşıyoruz ama bunu bir coşkuya çevirmek istedim. Bazen sürprizler güzeldir ilişkiye de tat katar. Sürprizi yapacağım gün Ekin çalışıyordu ben izinliydim. Birkaç arkadaşımı eve yönlendirdim. Cepte para kısıtlı. Kendi içimde baya stresliyim. Oturdum hemen şiirsel bir metin yazdım. Müziği ayarladım. Müzik çalarken şiiri okumaya başladım. Şiiri kaydettik bilgisayara. Sonra dışarı çıkıp son paramla bir yalancı orkide buketi yaptırttım. Üstüne not yazarak kapının girişindeki tavana astım. Kapıdan salona kadar koridor boyunca mumlar dizdim. Salondaki masanın tam ortasına da bilgisayarı koydum. İçerisi baya hoştu. İki arkadaşımı da Ekin’i işten çıkınca oyalaması için ayarlamıştım. Arkadaşlarımız da yanımızdaydı. Hatta çoğunluğu heteroseksüeldi. Herkes evde bir yerlere saklandı. Sonra Ekin şaşırarak içeri girdi laptopu gördü. Play tuşuna bastı. Şiir sonlandığı anda arkasında belirip yüzüğü uzattım. O bana sarılınca bütün arkadaşlar çıkmaya başladı.

Ekin:

– Tamamen sürprizdi. Çok heyecanlıydım. Böyle bir şey beklemiyordum. Çok tatlı bir gündü. Emekle vaad edilen, inşa edilen her şey çok güzel.

Ekin Emrullah\’ın ona yazdığı şiiri de Kürtçe\’ye çevirip göğsüne dövme yaptırtmış daha sonra.
istanbul travestileri
‘Onları evlendiren biz değiliz’

Çiftin düğünü de emek dolu. Davetiyeleri kendi elleriyle hazırlamışlar. Davetiyedeki karikatürü bir arkadaşları çizmiş. Gömleklerini çok yakın bir arkadaşları dikmiş. Damatlıklarını da çocukluk arkadaşları seçmiş. Düğün günü de maceraları eksik olmamış. Trafik kilitlenince kendi düğünlerine geç kalıyorlar. Kadıköy\’den Eminönü\’ne vapurla geçmeye karar verip üzerlerinde damatlıklarla yola çıkıyorlar. Yanlarında Ekin\’in nedimeleri ve Emrullah\’ın sağdıcı onlara destek oluyor. Yol uzayınca haliyle karınları acıkıyor yetişip bir çikolata getiriyorlar. Eminönü iskelesinde çikolata yiyen iki damat görenler de reklam filmi çekildiğini sanıyor. Sonunda düğünün yapılacağı tekneye ulaşıyorlar. 120 kişi davetli. 90\’ı orada. İçlerinde Emrullah ve Ekin\’in ailesinden gelenler birkaç kişi de var. Alkışlar eşliğinde tekneye adım atıyorlar. Kokteylin ardından törene geçiliyor. Silo felsefesine göre ilk önce Ekin ve Emrullah “iyi hissediş seromonisi” gerçekleştiriyor. Ardından da düğün seromonisi. Seromoni sırasında şu cümle dikkat çekiyor: “Onları evlendiren biz değilizdir, kendileri topluluğumuz önünde evlenirler.” Eşlere tek tek “Senin için bu evlilik nedir?” diye soruluyor. Emrullah ve Ekin kendileri için evliliğin anlamını açıklayan metinlerini ayrı ayrı okuduktan sonra tören sonlanıyor. Sonrası alışkın olduğumuz düğünlerden pek de farklı değil. Ekin ve Emrullah Edith Piaf\’ın “Padam” şarkısıyla düğün danslarını yapmışlar. Heyecandan elleri ayakları birbirine dolanmış. “Hiç güzel yapamadık” diye yakınıyorlar hala. Daha sonra para ve takı merasimi yapılmış. Halay çekmeyi de ihmal etmemişler. travesti

Düğün oldukça eğlenceli geçmiş, ancak onlar için her şey toz pembe değil elbette. Birçok tehdit aldıklarını belirtiyorlar. Aile fertlerinden de, sosyal medyadan da ölüm tehditleri geliyormuş. Ancak bu cesaretlerini kırmamış. “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” diyorlar.
\’Biz varız, hep olacağız\’

Günün birinde çocuk sahibi olmayı da isteyen Ekin ve Emrullah çifti sohbetimizin sonunda tüm cinsel yönelimi farklı bireylere şu mesajı veriyor:

“Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler. Çevre ve toplum sizi her halükarda sizi rencide etmeye ve aşağılamaya hazırdır. Sadece siz buna aldırış etmediğiniz zaman sorun yok demektir. Herkes kendine ve çevresindeki renklere saygı duysun. O zaman istenilen bir yerde yaşar herkes. Bütün herkese de bizi destekleyen arkamızda olan herkese sevgilerimizi yolluyoruz.” istanbul travestileri

Koğuş bulunamayan travesti cinsiyet değişikliği yapılamadı.

2396Cinayetten cezaevinde yatan eşçinsel D.Ç., kadın olmak için cinsiyet değişikliği ameliyatı ve lazer epilasyon için başvurdu. Bu operasyonu yapan iki hastane, mahkûm koğuşu olmadığı gerekçesiyle D.Ç.’yi geri çevirdi. Dosya şimdi AİHM’de.

Türkiye ’de eşcinsel mahkûmların cezaevlerinde yaşadıkları hak ihlallerine bir yenisi eklendi.

Hürriyet gazetesinden Fırat Alkaç’ın haberine göre 2008 yılında adam öldürmekten 20 yıl hapis cezasına çarptırılan D.Ç. (33), Maltepe Kapalı Cezaevi’ne konuldu. D.Ç., cinsiyet değiştirmek ve lazer epilasyon için geçen yıl cezaevi yönetimine başvuruda bulundu. Talebi üzerine Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gönderilen D.Ç. için hazırlanan raporda, transseksüel özellikler taşıdığı ve cezaevi koşulları nedeniyle ruh sağlığının bozulabileceği belirtildi.

‘AMELİYAT EDİLMELİ’
Sonuç kısmında, D.Ç.’nin cinsiyet değişikliği ameliyatı ve lazer epilasyon tedavisinin yapılması gerektiği vurgulanan rapor üzerine, Türkiye’de sadece Kocaeli Üniversitesi Hastanesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan cinsiyet değişikliği operasyonu için D.Ç. ve avukatları başvurdu. Ancak her iki hastane yönetimi de, mahkûm koğuşu olmadığı gerekçesiyle, ameliyatı yapamayacaklarını belirtti.

KONU ŞİMDİ AİHM’DE
Hazırlanan raporlara rağmen ameliyat olamayan D.Ç., bunun üzerine avukatları aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Dosyayı inceleyen AİHM, Türkiye hakkında soruşturma başlattı. Türkiye soruşturma kapsamında AİHM’ye gönderdiği savunmada, iç hukuk yollarının tükenmediği gerekçesiyle, dosyayı esas yönünden eleştirdi. Türkiye’nin AİHM’deki yargılanması ise hâlâ devam ediyor.

CEZAEVİNDE MAĞDUR EDİLİYORUM
Maltepe Kapalı Cezaevi’nde kalan D.Ç., Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden de bir mektupla yardım istedi. Mektubunda gerekli ihtiyaçlarını karşılayamadığı için zor şartlarda yaşadığını anlatan D.Ç., “Geçici de olsa mahkûm koğuşu ayarlanabilirdi. Mağdur ediliyorum. Sağlık kurulu raporumda ‘acil ameliyat olmalı, cezaevinde sağlıklı yaşantı süremez’ kararı var. Şimdi benim ruh sağlığım nasıl bozulmasın” diye isyan etti.

Hayat bazen Travestiler için acı ve tatlıdır

gzoneUzun otobüs yolculuklarından oldum olası haz etmem. Uzayan yollar hiç bitmeyecek gibi görünen asfalt beni bunalttığında sığındığım tek şey mp3’ üm olur. Hele güzel bir arşivim varsa yolun büyük bir bölümünü atlattım sayarım.

Karışık şarkılardan oluşan albümün ilk şarkısı Aşık Veysel’den uzun ince bir yoldayım ile başlar,sanat müziğinin ölümsüz eserlerinden devam ederken ben hülyalara dalar geçmişimi, bugünümü düşünürüm. Yaşadığım yıllar boyunca yaptığım hatalar, güzel anlarım, çelişkilerim,kararlarım film şeridi gibi önümden geçer. Bazen dinlediğim şarkıda kaybolur, bazen şarkıyla kendime gelirim.

Hayat bazen tatlıdır, sevenler kanatlıdır parçası başladığında kendi kendime sen hayatının en tatlı kısmı neresiydi diye sordum. Pek çok insan gibi çocukluk yıllarımda yaşadıklarımın ağzıma şeker tadı bıraktığını anımsadım.

Çocukluk insanın sorumluluk almadan çoğunlukla sonunu düşünmeden yaptığı eylemlerle doludur. Onu bu kadar tatlı kılan da bu olsa gerek. Başınız her sıkıştığında evinizin sıcak atmosferinde sorunlarınızı unutur gideriz. Anne baba şefkati bir de kardeşleriniz varsa onlarla geçirilen hoş zamanlar size küçük sıkıntılarınızı unutturur. Zaten bir çocuğun en büyük sıkıntısı ne olabilir ki, arkadaşıyla paylaşamadığı bir oyuncak ya da karar veremedikleri için oynamadıkları bir oyun.

Çocukluk yılarını ailesiyle geçirmiş biri için en tatlı anlar dediğimiz bu yıllar ailesini kaybetmiş yetiştirme yurtlarında soğuk odalarda büyümüş kimsesiz bir çocuk için acı hatıralar olarak hatırlansa da onlara uzatılan devletin sıcak eli önlerine sunulan fırsatlarla özellikle sivil toplum kuruluşlarının çabası sayesinde kimsesizliklerini terk edilmişliklerini, dünyanın kötü yanlarını unutmalarını sağlayacak bambaşka bir dünyanın kapısını açar.

Yetiştirme yurdunda büyüyen bir genç kız yaşadığı sorunları anlatırken göz yaşlarını tutamıyordu. 18 yaşına geldiğinde ayrılmak zorunda kaldığı bu yurtlara ne olur beni geri alın çağrısı yaparken, devlete duyduğu minneti dile getiriyor. Gerçek hayatın acımasız yüzüyle tanıştığında yıkıldığını anlatıyordu.

Bu sorun ailesi ile birlikte yaşayan fakat belli bir yaştan sonra evinden ayrı kalan tüm gençlerimiz için sorun teşkil etmektedir. Cinsel istismar maalesef hemen hemen herkesin hayatının bir döneminde karşılaştığı ve utançla hatırlayacağı bir dönemdir. Kadınların bir işyerinde çalışırken patronları ve erkek çalışanlar tarafından tacize uğraması günümüzde normal kabul edilmektedir. Erkeklerin de bazen tacize uğradığı iddiasını gazete manşetlerinde okumuşsunuzdur.

Hiç kimsenin yaşamaması gereken bu durumu eşcinsel, travesti, çift cinsiyetli olan gençlerimiz sürekli yaşamakta cinsel tacizin boyutları bazen tecavüze kadar uzamaktadır. Toplum tarafından 2. Sınıf insan muamelesi gören sorunları göz ardı edilen bu kardeşlerimiz de tıpkı kimsesiz çocuklar gibi yaşadıklarını içlerine atmakta kimseden yardım alamamaktadır.

Hayatın tatlı yönlerini sorduğunuzda cevap veremeyen bu kardeşlerimizin müzik arşivi arabesk parçalarla doludur. Kendi hayatlarına saygı gösterilmesinden başka bir talepleri olmayan bu kardeşlerimizin işyerinde tacize uğrayan kadın ve erkekler, ensest ilişkiye zorlanan bizim çocuklarımızdan ne farkı var. Onlara yardım etmek hayatlarında hatırlayacakları tatlı anları oluşturmak için el ele verip çalışmalıyız. Yolculuğumun ikinci bölümünde dinlediğim şarkıda dediği gibi insanlar el ele tutuşsa birlik olsa, hayat bayram olsa….

Bir Gay , travesti varoluş hikayesi

658_bAslında bir hayli oldu Ayşe Kulin eşcinsel travesti bir ilişkiyi anlattığı kitabını yazalı. “Gizli Anların Yolcusu”. Ben yeni okuyabildim. Herşeyden önce konusu eşcinsellik olan bir romanı kaleme aldığı için tebrik ediyorum Kulin’i. Zira öyle bir konu ki bu eşcinsellik, biz ülkece maalesef hala tam algılayamadık ne olduğunu. Eşcinselliği anlamayan, anlamak için en ufak bir çaba sarfetmeye istekli bile olmayan bir toplumuz biz. Kaçımız biliyor eşcinselliğin aslında bir tercih değil, eğilim olduğunu ve bu şekilde doğulduğunu. Yani şöyle anlatayım; her birimiz birer eşcinsel olarak doğabilirdik! Bu bizim seçimimiz değil kaderimiz olurdu. Ve inanın bu durumu değiştirmek için de pek bir şansınız olmazdı.

İşte eşcinsellikle ilgili tüm gerçeklerden bihaber, neyin ne olduğunu bilmeden homofobik olmuş bireylerin de var olduğu bir toplumda yazdı Ayşe Kulin bu kitabını. Kitap oldukça akıcıydı. Kelime hataları, yanlış yere çekilmesi muhtemel ifade yanlışlarını es geçmek istiyorum. Hiç hak etmediği halde toplumdan sürekli dışlanan insanların hayatlarına dair birşeyler yazılması çünkü asıl odaklandığım.

Gizli Anların Yolcusu’nu okuduktan sonra “Bora’nın Kitabı” ve “Dönüş” ile devam etmelisiniz seriye. Hikaye bu şekilde tamamlanıyor. Kulin’in kalemi zaten çok akıcı. Bir solukta okuyorsunuz hepsini. travesti

Bu kitapları okuyun. Bilmediğiniz dünyalar var. Bunlardan da haberdar olun. Fikir sahibi olmadan önce bilginiz olsun. Ve empati yapın. Unutmayın ki siz de bir eşcinsel olarak doğabilirdiniz. O zaman ömür boyu mutsuzluğa mı mahkum olacaktınız?? travesti

Bu kitapları bitirdikten hemen sonra, dün bir haber okudum. İki eşcinsel erkek, boğazda kendi aralarında bir düğün yapmışlar. Ekin ve Emrullah. Farklılıklarıyla yüzleşebilmiş, kendilerini oldukları gibi kabul edebilmiş bu insanlar. ‘Öz’lerine, hayatlarına sahip çıkabilmişler. Dahası çevrelerine karşı da dimdik durmuş ve kendileri olabilmişler. Nasıl zor bir iş aslında başardıkları.. İçinde bulunduğumuz dar bakış açılı toplum düşünüldüğünde özellikle.. Onlar doğduklarında seçim hakları olsaydı belki bu kadar zorlukla mücadele etmek zorunda kalmazlardı, ama bu onların seçimi değil kaderi. Tebrik ediyorum onları! Mutlu olma şansını kendilerine verdikleri için, hayatlarını toplumun bilip bilmeden yaptığı yargılamalara kurban vermedikleri için… travesti

Travesti, fuhuştan ayakkabı boyayarak kurtuldu

00000İstanbul’da 30 yıldır zorla fuhuş yaptırıldığını iddia eden 40 yaşındaki Ü.A. isimli travesti, satıcılarından kurtulduktan sonra fuhuş yapmaya tövbe edip geçimini Adana’da ayakkabı boyacılığı yaparak sağlamaya başladı
Çevresindekilerin saldırıları yüzünden hala hayata tutunamadığını ifade eden Ü.A., onuruyla para kazanmak için mücadele ettiğini belirterek, “Ya benim ekmeğimi burada verin ya da mezarımı burada kazın. Başka hiçbir şey istemiyorum” dedi.

BABASI VE AĞABEYİ, ANNESİNİ ÖLDÜRDÜ
Çok küçük yaşlarda gözlerinin önünde babası ve ağabeyinin annesini öldürmesiyle ilk travmasını yaşayan Ü.A. (40) ilerleyen yıllarda üvey annesinin, beraberindeki kardeşiyle birlikte evden kovmasıyla hayatının dönüm noktasına girdi. Ü.A., 10 yaşından bu yana erkeklere zorla pazarlandığını vurgulayarak daha sonra çeşitli operasyonlarla travesti kimliğine büründüğünü anlattı. Ü.A., bu süreci “Kardeşimle birlikte aç kaldık. Bir insandan ekmek istediysek mutlaka karşılığını istedi. Ne geldiyse tanıdıktan geldi. Bir kere girmiş olduk, battıkça battık” cümleleriyle ifade etti.

“Ama şükürler olsun artık helal para kazanıyorum” diyen Ü.A., gördüğü rüyayla hayatında yeniden bir dönüm noktasına girdiğini ve İstanbul’da kendisine zorla fuhuş yaptıranları 30 yıl sonra nasıl atlattığını şöyle anlattı:
“Geriye baktığımda pişmanım. Fuhuşa tövbe ettim ve bir senedir bıraktım. Rüyamda bir birahanedeyiz, önümde de bir ayakkabı boyası sandığı var. Polisin birisi geldi, ‘Sen arkama geç’ dedi, ‘Ne olursa olsun, helal ekmek kazandığın sürece ben seni korurum’ dedi. Ondan sonra tövbe ettim. İstanbul’da çalışmayı bıraktıktan sonra beni 3 kişi öldürmeye kalktı. ‘Allah’ım sen beni koru’ dedim. 3 kişinin elinden bıçak düştü, Allah korudu beni. İstanbul’da ölmesem katil olacaktım, Adana’ya geldim. Neler neler yaşadım, İstanbul’u terk ettim.”

“YÜZÜME TÜKÜRÜP HAKARET EDİYORLAR”
İstanbul’dan Adana’ya 5 gün önce geldiğini söyleyen Ü.A., Adana’ya gelme sebebinin sıcak iklimi ve Adanalıların cana yakınlığı olduğunu dile getirdi. Yalnız başına hayatını sürdürdüğünü dile getiren Ü.A., kentte herhangi bir LGBTİ topluluğu tanımadığını da sözlerine ekledi. Karşılaştığı insanların sandığı gibi cana yakın olmadığından yakınan Ü.A., cadde ve sokaklarda ayakkabı boyacılığı yaptığı zamanlarda aşağılanmalarını, yaşadığı taciz ve zorlukları şöyle anlattı:

“Bir şey yapıyorlarsa mutlaka karşılığını istiyorlar. ‘Sandığı bırak akşam kebap yiyelim, rakı içelim’ diyorlar. Söyledikleri işi yapmadığımı anlatıyorum. Helal ile haramı karıştırmam. Yapmadıklarını bırakmıyorlar. Sandığıma tekme atıyorlar, yüzüme tükürüp hakaret ediyorlar. Geldiğim günden bu yana bu işi takdir eden ya vardı ya yoktur. Güzel insanlar zaten güzel ama karşılaştığım kişiler 4-5’i geçmez.”

“HELAL PARA KAZANMAK EN GÜZELİ”
“Helal bir ekmek yapayım, bu memleketten gideyim” niyetiyle geldiği Adana’dan İstanbul’a bir daha geri dönmek istemediğinin altını çizen Ü.A., şöyle devam etti:

“Para buldukça otelde kalıyorum, bazen kalamıyorum; sabaha kadar dolaşıyorum. Ne ev bulabildim ne bir şey. Ayakkabısını boyayacağım insanlar fiyatını beğenmiyor, ‘Başka yerde 1 lira’ diyor. ‘Yok’ desem bu sefer aç kalacağım, ne yapayım? Kurda kuşa yem etmesinler bu saatten sonra. Helal para kazanmak en güzeli. Herkese nasip olur inşallah. Tövbe edip bıraktıktan sonra bu şekilde en güzeli. Huzurla uyuyorum. Huzurla yatıp huzurla uyanıyorum. Adanalılar’dan rica ediyorum. Ya benim ekmeğimi burada verin ya da benim mezarımı burada kazın.”