Yasalarda ve Kafalarda Bi’ Noksanlık Var!

Travestilerin semtte beklemelerine tepki gösteren ve saldıran iki gencin üzerlerine yürüyerek karşılık veren Narin, saldırganların elinde silah olduğunu anlayınca kaçarken sırtına ve koluna isabet eden beş kurşunla hayatını kaybediyor. Saldırganlar yakalanıyor.

Saldırganlar yakalanıyor! Ya sonrası? Değişen ne olacak? Homofobikler sadece onlar mı? Aramızda potansiyel LGBT katillerinin dolaştığını söylemek çok mu ağır bir itham heteroseksizme? Eşcinselliğin yok sayıldığı bir toplumda heteroseksizmi içselleştiren bireylerin, eşcinsellere karşı her an patlamaya hazır bir bomba olduğunu tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Kitleleri etkileyebilecek konumda olan etiketliler ifade özgürlüğü güvencesiyle homofobik nefret söylemlerinde bulunurlarken, güvenlik güçleri kabahatler kanununa sığınarak transseksüellere ceza uygulayıp, hatta yaka-paça izole etmeye çalışırlarken, sıradan vatandaşlar her halde eşcinsellere çiçek uzatmayacaklardır.

Eşcinselliğin hastalık olduğunu, zararlı olduğunu ifade özgürlüğü olarak haykıranlar her nefret cinayetinden sonra ne kadar huzurludurlar acaba? Her LGBT bireyinin öldürülmesinden, nefret söyleminde bulunanlar ve de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini yasalarda tanımlamayanlar sorumludur. Nasıl bir vicdan ki insanlık kelimesini ağızlarına alabiliyorlar insanlar arasında ayrımcılık yaparak, eşcinsellerin öldürülmelerine seyirci kalarak.

Siz hiç erkek veya kadın olduğunuz için semtinizden uzaklaşmanızı isteyen, tepki gösterince kaçmanıza rağmen sizi kurşun yağmuruna tutan bir eşcinsel gördünüz mü? Bu dünya herkesin diyenler, hangi herkesten bahsediyorlar acaba? Sadece kendilerini mi herkes olarak görüyorlar? Bu dünyayı herkese ait olarak görmediğiniz için oluyor bu cinayetler.

Heteroseksüeller bu dünyada, sokakta sırf cinsel kimliklerinden dolayı öldürülmeyip, sadece eşcinseller bu yüzden öldürülüyorlarsa, yasalarda, kafalarda bir eksiklik var demektir. Masum insanların öldürülmesini de sıradan bir ölüm gibi değerlendiremezsiniz. Bir eşcinselin öldürülmesi, bir heteroseksüelin öldürülmesiyle bir tutulamaz. Çünkü burada nefret var, cinsiyetçilik var, ayrımcılık var.

Bunu görmemek için ya kör olmak gerek ya da kasıtlı. Görülmemesi aptallıktır. Çünkü eşcinseller cinsel yönelimin ve cinsiyet kimliğinin yasaların ayrımcılıkla ilgili bölümüne girmesi için defalarca teklifte bulundu. Hükümet yetkilileri bunun yüz yıl sonra konuşulabilecek bir konu olduğunu veya hastalık olduğunu söylemediler mi? Bu ne demektir dolaylı da olsa, eşcinseller öldürülebilir. Ya eşcinsel olmayacaksın, ya da öldürüleceksin. Sonra da sıradan bir ölüm gibi değerlendirilecek. Kaç tane heteroseksüel öldürülmüş eşcinseller tarafından sırf heteroseksüel olduğu için? Cinsiyetinden ve yöneliminden dolayı sadece eşcinseller öldürülüyorsa burada bir arıza var demektir.

Susun bakalım, seyirci kalın bakalım eşcinsellerin öldürülmesine. Daha kaç eşcinselin öldürülmesini kaldırabilecek vicdanlarınız? O da varsa eğer!

Adaletin Transfobik Halleri

Sanırım yakında “adalet mülkün temelidir” cümlesinin bize yansıması bu; “Adaletin bu mu dünya!”…

kaosgl.org okuyucuları hatırlayacaktır; Erol Köse twit atmayı öğrenince süper egosunun uzun süredir tatilde olduğunu hepimiz gördük. İnsanların mahremiyet haklarını yok sayarak cinselliklerini yaftalayan Erol Köse hakkında Pembe Hayat ve Kaos GL dernekleri suç duyurusunda bulunmuştu. Kaos GL’nin başvurusu reddedilmişti.

Şahan Gökbakar da Erol Köse’nin cinsiyetçi, transfobik ve homofobik açıklamalarının hedefindeydi. Tarlabaşı’ndan travesti aldığı iddiasını mahkemeye taşıyan Şahan Gökbakar’ın talebini mahkeme değerlendirecek.

İnsanların cinsellikleri üzerinden bel altından vurulmak istenmesine karşı çıkan Kaos GL’nin talebini reddeden Türk, hetero, erkek mahkemeler “travesti” ile birlikte olmayı hakaret gerekçesi olarak kabul edebiliyorlar. Teknik olarak her iki mahkemenin aynı mahkeme olmadıklarını biliyorum, ancak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılıklarının bu kadar kişisel inisiyatiflere indirilmesinin sorunlu olduğunu söylüyorum.

Erol Köse’nin de, Şahan Gökbakar’ın da, Kaos GL’nin davasını reddeden mahkemenin de, Gökbakar’ın davasını kabul eden mahkemenin de idrak etmesi gereken noktaların başında şu geliyor: “Cinsel yönelimi kiminle yattığımız değil kime ne hissettiğimiz belirliyor.”

Benim yüzlerce “travesti” arkadaşım bir kısmı Tarlabaşı’nda oturuyor, bu arada Tarlabaşı’nda oturan “travesti” olmayan da arkadaşım var. Ve o yüzden bir çok arkadaşımı Tarlabaşı’ndan alıyorum ya da oraya bırakıyorum. “Travesti almak” ne zaman deyimleşti bir hakaret sözcüğü olarak…

Hadi Tarlabaşı ve travesti kelimeleri seks işçiliğini çağrıştırıyor diyelim. Fuhuş bu ülkede suç değil, seks işçileri öcü değil, ayrıca hayatlarımızın o kadar dışında tanımadığımız, bilmediğimiz insanlar değiller. Akrabalarımız, komşularımız, ablamız, ağabeyimiz ya da en yakın arkadaşımız olabilirler. Seks işçilerinin bir kısmı da transseksüel olabilir, bu durum bu kadar “korkunç”, “hakaret” sayılacak bir durum değil.

Umarım Gökbakar’ın avukatları mahkemede, muhafazakâr, trans bireyleri, seks işçilerini genel ahlak ablukasının içine itecek bir yerden değil, Gökbakar’ın mahremiyet hakkının ihlali üzerinden gider.

Eşcinsel, biseksüel, transseksüel olmayı ifşa edilecek bir durum gibi göstermek ya da eşcinsel, biseksüel ve trans bireylerle yan yana gelme hallerini hakaret gibi algılamaktan vazgeçtiğimiz ölçüde özgürleşebiliriz ve adalet yerini ancak o zaman bulur.

Trans Kimlikler Hastalık Değildir

“Trans kimliklerin (transseksüel ve transgender) hastalık tanımından çıkarılması gerekliliğini savunan bir kampanya olan Stop Trans Pathologization-2012 “Sözde ‘cinsiyet kimlik bozukluklarının’ tüm dünyada ve Türkiye’de kullanılan Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2013′te yenileyeceği Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2014′te yenileyeceği Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD (International Statistical Classification of Diseases and Related Health Problems) teşhis kılavuzlarından çıkarılması ve trans bireylerin sağlık haklarının güvence altına alınmasını” amaçlayan bir kampanyadır.”(1)

“STP 2012 kampanyasının dahilinde, Ekim 2007’den beri tüm dünyada değişik şehirlerde eşzamanlı gösteriler düzenlenmiştir. Trans Kimliklerin Hastalık Tanımından Çıkarılması için Uluslararası Eylem Günü 23 Ekim 2010 tarihinde tüm dünyada, farklı şehirlerde gösteri ve eylemler gerçekleşmiştir. İstanbul’da Taksim Meydanı’nda başlattığımız Galatasaray Meydanı’nda basın açıklamasıyla son verdiğimiz bu coşkulu eyleme, İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi, Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve Kadın Kapısı’ndan aktivistlerin yanı sıra feminist, insan hakları ve üniversitelerdeki LGBT örgütlerinden birçok kişi katılmıştı. Bu eylemler yalnız İstanbul’da değil Ankara’da ve dünyanın birçok farklı şehirlerinde de gerçekleşmiştir.”(2)

Şu ana dek, aynı anda gerçekleşen eylemlerle 45 ülke kampanyaya katılmıştır.(3) Şehirlerin sayısından da anlaşılacağı gibi dünyanın birçok yerinde trans hakları ihlali yaşanmaktadır. Uluslararası Af Örgütü web sitesinde “Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti/Transseksüel (Transgender) Sorunları” başlığı altında yayınlanan bu yazı dünyanın farklı yerlerindeki trans bireylerin yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne sermektedir.

“Birçok ülkede trans kişilerin hakları korunmuyor; sadece olmak istedikleri gibi yaşadıkları için kovulabiliyorlar. Birçoğu, nasıl niteliklere sahip olurlarsa olsunlar, bir yerlerden başlamak için bir iş sahibi olamıyorlar.” Türkiye ve Kosta Rika’daki trans toplulukları da devamlı bir şekilde polis tarafından cinsel ve diğer şekillerdeki istismarlar ile taciz ediliyorlar. Birçok sıradan yöntem ile trans kişiler sürekli ayrımcılığa uğruyorlar. Sağlık hizmetlerini kullanmak onlar için büyük bir sıkıntı; aşağılama ve daha kötü muameleye maruz kalmak ise zaten hepsi için ortak. Bunun sonucu olarak hastalandıkları zaman birçoğu sağlık yardımı almaktan kaçıyor. Birçok ülkede trans kişiler cinsiyetlerinin yeniden tayin edilmesi için gerekli olan önemli belgeleri alamıyor; bu durum evlilik olasılıklarının reddedilmesine yol açıyor, aşağılanmaya neden oluyor, hatta yanlış belge kullandıkları gerekçesiyle durumun daha da kötüleşmesine ve tutuklanmalarına bile sebep olabiliyor.”

“İkili cinsiyet modelinin acımasız katılığı ve bu durumun ortaya çıkardığı insan hakları ihlallerinin zorlayıcı koşullarının temelini oluşturduğu Transgender (Travesti/Transseksüel) Hareketi, cinsiyet çizgisinde karşı tarafta olan kişilerin oluşturduğu genel birlikteliğin hareketidir. Cinsiyet geçiş ameliyatı geçirmiş veya geçirmemiş interseksler ve transseksüellerle birlikte travesti ve cross-dresser’ları da kapsayan bir harekettir bu. Bu mücadele, cinsiyet kimliğimiz ne olursa olsun, bizi erkeksi ve kadınsı olmanın katı ve basma kalıp ifadelerinden kurtarıp, hepimizi özgürleştirme potansiyeline sahiptir.”(4)

Bu uzun soluklu kampanya ile amacımız sokaklarda coşkuyla yürüyerek, trans kimliklerin değil, diğer cinsiyetleri ve yönelimleri görmezden gelerek, ötekileştirerek kendini vareden heteroseksist ve ikili cinsiyet sisteminin hasta olduğunu tüm dünyaya haykırmak; medya aracılığıyla taleplerimizi, devlet yetkililerine ulaştırmak ve maruz kaldığımız ayrımcılığı, şiddeti kısaca hak ihlalleri sonucunda doğan mücadelemizin sesini tüm dünyaya duyurmaktı.

Trans aktivistlerin başlatmış olduğu bu kampanya, 1979 yılından bu yana trans kimlikleri “cinsel kimlik bozuklukları” kapsamında değerlendirerek “tanı ve tadavi” için standart bakım prosedürü geliştiren, buna bağlı olarak cinsiyet tayini kararının iki aşamada verilmesini tavsiye eden ve bugün halen İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde harfiyen yerine getirilen Harry Benjamin kriterlerini sorgula(t)mış, trans aktivistler ve psikiyatristler arasında tartışmalara neden olmuştur. 2012 yılında açıklanması gereken DSM-5 2013 yılına ertelenmiştir. Halen hazırlık aşamasında olan DSM-5’te transeksüelite kategorisi gözden geçirilmektedir.

“Bizler kadınlık ve erkeklikten ibaret ikili cinsiyet sistemini tek ve mutlak bir seçenekmiş gibi dayatan aşırı katı anlayışı ifşa ediyoruz. Bu ikili cinsiyet sistemi sonradan inşa edilmiştir ve bu nedenle sorgulanabilir. Sırf bizim buradaki varlığımız bile bunun yanlış olduğunun bir kanıtıdır ve bu da gerçeğin daha çoğulcu ve daha çeşitli olduğuna işaret eder. Tıp ve devlet bizi hasta olarak tanımladıkça bizim kimliklerimizin, bizim hayatlarımızın onların sistemini ne kadar derinden sarstığını itiraf etmektedirler. Bu yüzden diyoruz ki, hastalık bizde değil, bu ikili cinsiyet sistemindedir.”(5)

“Ayrımcılık Mevzuatı LGBTİ’leri de kapsamalı!”

Kaos GL, Pembe Hayat ve Siyah Pembe Üçgen İzmir dernekleri ortak bir çağrı yayınlayarak Ayrımcılık Mevzuatı ve Eşitlik Kurulu Yasa tasarısına “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesini talep etti.

Hükümetin sivil toplum örgütlerinin taleplerine kulak vermesini talep eden çağrının tam metni şöyle:

2006 yılında İHOP ve Uluslararası Azınlık Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan Ayrımcılık Mevzuatı ve Eşitlik Kurulu Yasa Tasarısı, Hükümet tarafından 2009’un sonlarında, “Demokratik Açılım”ın bir adımı olarak düzenleme vaadiyle İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Barolara, Akademik çevrelere ve STK’lere ulaştırıldı.

Taslağın “Eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, yasak kapsamındaki ayrımcılık türleri” başlıklı 3. Maddesi’nde, “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, etnik köken, cinsel kimlik, felsefi ve siyasi görüş, sosyal statü, … ve benzeri temellere dayalı ayrımcılık yasaktır” hükmü yer alıyordu. İçişleri Bakanlığı’nın resmi sitesinde duyurulan Taslak’ın son halinden ise “cinsel kimlik” ve “etnik köken” ibaresi çıkartıldı.

Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kasım 2009’da TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada, insan hakları ile ilgili idari denetim mekanizmalarının uluslararası kurallara uygun olarak kurulacağını, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu oluşturulacağını belirtmişti.

İnsan hakları örgütlerinin temsilcilerinin Bakan’la görüşmeleri ile olumlu bir süreç başlamıştı. İçişleri Bakanlığı bu alandaki çalışmasını, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Azınlık Hakları Grubu (MRG)’nin katkısı ile İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) tarafından hazırlanan taslağı esas alarak başlatmıştı.

Ayrımcılığın temellerini yeniden tanımlayan bu çalışmada tanımlanan ayrımcılıklar arasında “cinsel kimlik” de yer alıyordu.

İHOP’un hazırladığı ve Adalet Bakanlığınca kabul edilen Taslak’ta, “cinsel kimlik” tanımlanmış ve “heteroseksüel, eşcinsel, biseksüel, transeksüel, travesti ve benzeri cinsel kimlikleri ifade eder” olarak belirtilmişti.

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunundan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin içinde olduğu ayrımcılık yasağını düzenleyen madde tamamen çıkartılarak kanunlaştı.

Sivil anayasa tartışmalarında anayasanın eşitliği düzenleyen ve ayrımcılığı yasaklayan maddesinden “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibareleri CHP ve BDP’in ısrarlı taleplerine rağmen çıkartıldı.

2010 yılından bu yana tasarıya ilişkin her hangi bir çalışma yapılmadı. Kasım ayı başında yapılan Reform İzleme Grubu toplantısında İçişleri Bakanının önerisiyle Ayrımcılık Mevzuatı ve Eşitlik Kurulu yasa tasarısı yeniden gündeme geldi.

Kaos GL, Pembe Hayat ve Siyah Pembe Üçgen İzmir Dernekleri olarak, Ayrımcılık Mevzuatı ve Eşitlik Kurulu Yasa tasarısının sivil toplumun taleplerini kapsayacak şekilde ve “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ile “etnik köken” ibarelerinin “Eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, yasak kapsamındaki ayrımcılık türleri” başlıklı 3. Maddesine eklenmesini talep ediyoruz.

Bir harften bir kimliğe

Hepimizin bir şey olduğu ya da bir şey olduğumuzu iddia ettiğimiz, ama içi hiç bir zaman dolmayan kocaman cümleleri bir çırpıda söyleyebilme konforundan vazgeçmek istemiyoruz. Hepimiz Çingene’yiz mesela ama hiçbirimiz “esmer” bir tenin yükünü taşımıyoruz. Hal böyle iken bilerek veya bilmeyerek çok cici söylemlerimiz oldukça; haksız, üstten, otoriteryen, dayatmacı sistemin küçük sevimli askerlerine dönüşüyoruz. Hepimiz Çingene değiliz çünkü bir kimliği “sahiplenme”, “üstüne alma” çabası; “iyi niyetli” bir haksızlığa dönüşüveriyor kolayca. Bacağımdaki ağrı her geçen dakika artıyor ve saatler geçtikçe yürüyemez hale geliyorum ve sonunda yere yığılıp kalıyorum. Sağ bacağım artık bana ait değil gibi hissediyorum, ağlamaktan başka ne yapacağımı bilemiyorum. Hayatım boyunca devam edecek bir ıstırabın gönüllüsü oluyorum. Hormon iğnemin yanlış damara vurulmasıyla başlayan ve yaklaşık 30 saat süren sakatlığım ve dayanamadığım acıya rağmen 112’yi arayamama korkum, içimden yükselen, “Ne hormonu kullanıyorsun, sigortan var mı, bu kimlik senin mi” sorularına nasıl direneceğim endişesinden geliyor. Neden bunları yaşıyorum sorusuna verilecek o kadar çok yanıt var ki… Acı içinde kıvranıyorum çünkü devlet benim herkes gibi hastaneye gidebilmeme engel oluyor, daha önce hastane koridorlarında yaşadığım sayısız ayrımcılık, dışlama, ağlatma, bir insan olduğumu unutup panik içinde yanıtladığım ve soranın yüzünü hiç kızartmayan ama ne yazık beni mahcup eden ve her defasında neden bunlara yanıt verdim ki deyip kendime kızdığım deneyimler, bacağımın ağrısını çekmeye razı olmam gerektiğini söylüyor. Kimse bilmiyor neden kambur yürür bir trans erkek, kimse bilmiyor sesine nasıl yabancılaşır? Adliye koridorlarından hastane koridorlarına çekingen ürkek adımların artık yaşamaktan yorulmuş bu bedene neler yaptığını bilmiyor kimse. Hepimizin bir şey olduğu ya da bir şey olduğumuzu iddia ettiğimiz, ama içi hiç bir zaman dolmayan kocaman cümleleri bir çırpıda söyleyebilme konforundan vazgeçmek istemiyoruz. Hepimiz Çingene’yiz mesela ama hiçbirimiz “esmer” bir tenin yükünü taşımıyoruz. Hal böyle iken bilerek veya bilmeyerek çok cici söylemlerimiz oldukça; haksız, üstten, otoriteryen, dayatmacı sistemin küçük sevimli askerlerine dönüşüyoruz. Hepimiz Çingene değiliz çünkü bir kimliği “sahiplenme”, “üstüne alma” çabası; “iyi niyetli” bir haksızlığa dönüşüveriyor kolayca. Stonewall’u ayağa kaldıran; bir travestinin, sokakta ucubeye dönüşmüş bedenini özgürce yaşama haykırışı ve transların en edepsiz en bacak omuza en dişe diş beden hapishanesinden çıkmak haykırışını örgütlüyor ve dünyayı sarıyor. Bir transın 5 yaşında kurmaya başladığı hayale, okulda etek giyerken her gün ve her gün, istemediği sevmediği bir isimle çağrılırken her gün, evden çıkarken sarıp sarmaladığı memesine, incelttiği sesine, çocuk yaşta başladığı ve ölene kadar temrin ettiği “ben gördüğünüz şey değilim” haykırışını içinizde duyabiliyor musunuz? Öldüğümüzde bize dokunmak istemeyen, cesedimizden dahi korkan ve cenazemizi erkişi/hatunkişi olarak kaldıran ve yaşarken bu kaygıları aklımızdan çıkarabildiğimiz tek bir an yokken, tüm dünyada bize ait olan kimliğimiz bir pazarlama nesnesine dönüşüyor ve bir çırpıda çıkıyor ağızdan “hepimiz travestiyiz” diye. Hayır, hepiniz travesti değilsiniz neden olasınız ki zaten ya da buradan mı geçmeli birlikte örgütlenmenin yolu. Beden, tek başına bir mücadele alanıdır ve içinden çıkmak için ölmek yetmez, beden gözlerinizin altındaki çizgilere, adımlarınıza, ellerinize ve tüm zerrelerinize sinmiş bir bilinmez kara delikken, esmer tenin ağırlığı bir sloganın yıkacağı basit bir çağrışıma indirebilir mi? Birlikte mücadelenin belki de en önemli en samimi yanı kimliklerimizi heteronormatif ikili cinsiyete kurban etmeden yani kimsenin travesti, eşcinsel, Kürt, Ermeni olmasına gerek kalmadan ama bir özne olarak kimliğin yapısal farklılıklarını, gündelik yaşam pratiğimizdeki farklılıkları aklımızdan çıkarmayarak yan yana yürüyebildiğimizde daha umut verici bir güne uyanabiliriz. Dilerim o günler yakındır halen yaşamaya dair bir inancım varsa bir gün bir dakika bir saniye bile olsa bu düşü görebilmek içindir.

‘Kırmızı Fener Sokağının Sırları’ Seks İşçileri Müzesi’nde

Amsterdam kentinde, yine benzeri olmayan bir müze daha kapılarını ziyaretçilere açtı.
“Red Light Secrets (Kırmızı Fener Sokağının Sırları) Seks İşçileri Müzesi”.
Adı cinsellik çağrıştırsa da, içerisi yoğun bir hüzün barındırıyor. Müze, Amsterdam’daki seks işçilerinin yaşamlarından kesitler sunuyor.
Müzenin kurucusu, seks işçilerinin haklarını savunan “Geisha Derneği”. Amsterdam Belediyesi de müzeye katkı sağlıyor.
Seks işçilerinin hangi koşullarda çalıştığını göstermek amacıyla açılan müze, turistleri “seks işçilerine saygı” konusunda eğitmeyi hedefliyor.
Müzedeki odalardan biri bu amaca göre düzenlenmiş.
Seks işçisinin duygularını yaşamak…
Video donanımlı odada, Amsterdam’daki “Red Light District” ya da diğer adıyla “Kırmızı Fener Sokağı”ndaki bir vitrinin ardında müşteri bekleyen seks işçisinin yaşamı canlandırılıyor. Pencere önündeki sandalyeye oturan ziyaretçi, seks işçilerine ne kadara olumsuz yaklaşıldığını, sanal ortamda bizzat yaşıyor.
Ilonka Stakelborough
Kendisi de uzun yıllar seks işçisi olarak çalışan Geisha Derneği Başkan Ilona Stakelborough, Kırmızı Fener Sokağı’nı ziyaret eden turistlerin, burada çalışan kadınlara yönelik davranışının her zaman “özenli” olmadığını düşünüyor.

Stakelborough’ya göre, bu, sokak sakini seks işçilerinin en büyük problemi. “Turistler vitrindeki kadınların fotoğrafını çekiyorlar. Biz turistlerden ısrarla bunu yapmamalarını istiyoruz. Çünkü o camın arkasındakilerin de aileleri var”diyor.
“Bir kadın, yarı çıplak halde vitrinde oturmaya karar vermişse, bu sizin ona saygısız yaklaşmanız için davetiye değildir” diyen Stakelborough, Seks İşçileri Müzesi’nin, bu anlamda turistleri “eğiteceğini” söylüyor.
Müzenin bir başka odası da, yıllarca zorla seks işçisi olarak çalıştırılan bir kadının odasının benzeri olarak düzenlenmiş. Tek kişilik yatak, bir kasetçalar, sıcak havalar için vantilatör, ayna ve oyuncak bebekler…
Seks işçisine saygı şart

Müzenin düzenleyicilerinden Melcher de Wind’e göre, birçok ziyaretçi için, burada gördükleri şeyler “şok edici”. De Wind, “Seks işçisi kadınların nasıl bir ortamda çalışmak zorunda olduklarını görüyorlar” diyor.
De Wind’e göre, müzenin, ziyaretçileri “seks işçileri hakkında ne düşündükleri” konusunda etkileme kaygısı yok; “Beni ilgilendiren seks işçilerine karşı saygılı davranmaları” diyor .
Müzenin bir odası da, “itiraf duvarı” olarak düzenlenmiş. Ziyaretçiler, “seks sırlarını” bu duvara yazabiliyorlar.
Müzenin açılışında iki ilginç isim de vardı.
50 yıl boyunca Kırmızı Fener Sokağı’nda çalışan Amsterdam’ın en ünlü iki seks işçisi; ikiz kardeşler Martine ve Louise Fokkens.
Yaşamları belgesele konu olan ikiz kardeşlere göre, müzenin açılması olumlu bir adım. “Böylelikle herkes gerçeğin ne olduğunu görebilecek” diyorlar.
“Kişisel deneyimlerini” de anlatan Fokkens kardeşlerin, bir odadaki tek kişilik yatak konusundaki yorumu da şöyleydi:
“İdeal bir ortam değil. Kendinizi bir yerlere çarparsınız. Tek kişilik yatağın tek artısı, çok fazla zaman kaybetmeden hemen yatmak durumunda kalırsınız.”

Sekse davet masajı

Eşinizi yada partnerinizi parmaklarınızla cezbederek, seksepalitenin yüksek olduğu bir masajla yatağa davet etmek, hem size, hemde partnerinize büyük heyecan verecek, cinsel fantezileriniz arasında en sevdiğiniz yöntem olacaktır. Birbirleriyle oldukça sık birlikte olan çiftler, birbirlerinin bedenlerinin ihtiyaçlarını önemsemiyor. Bedensel masaj çiftlerin aşkta birbirlerine karşı rahat ve cömert olmalarını sağlıyor… İşte adım adım seksi masaj.. Birinci adım: Yumuşak bir yatak aşk yapmak için mükemmel olabilir ama masaj için ideal yer sert, düz ve hareketsiz bir yerdir. Böylece partneriniz hareket ettikçe rahatsız olmazsınız. Maksimum rahatlık için boynunun, dizlerinin ve bileklerinin altına yastık koyabilirsiniz. İkinci adım: Masaj yağıyla ellerinizi yumuşatın. Elinizin gergin kasları üzerinde yumuşak bir şekilde kaymasını sağlar.
Yasemin gibi tek ve hafif kokulu yağlar erotik olabilir. Masaj yağının kokulu olmasından hoşlanmayanlar için kaynar suya bir damla yasemin kokusu eklemeniz de ortamın güzel kokmasını sağlar.

Üçüncü adım: Dökülen saçlar ve tüyler çıplak tenin kaşınmasına, gıdıklanmasına neden olabilir. Bu nedenle derin ve sessiz bir masaja odaklanmak için saçlarınızı toplayın. Partnerinizi rahatsız etmeyecek kıyafetler giyin. Gerekirse rahatlatıcı bir müzik açabilirsiniz.

Dördüncü adım: Masajı kısa zamana sıkıştırmayın. Partnerinizin vücuduna odaklanın, gerçekten ne istediğini anlayın. Sırtını ovalarken rahatladığını belirtiyorsa sırtına ya da ayaklarını ovalamanızı seviyorsa bu bölgeye özen gösterin. Sadece gülümseyerek nerelerine dokunmanızdan hoşlandığını sorun.

parfüm, zayıflama, astroloji, estetik

Beşinci adım: Harika bir masaj için basit hareketleri bilmeniz gerekiyor; Sıkıştırma en kolay uzman hareketidir ve vücudun çoğu bölümüne uygulanabilir. Bir elini omzuna koyup diğer elinizle üzerine bastırıp yavaşça bastırıp döndürün.

Sırt, basen, boyun ve ayakların üzerine hafifçe vurup hareket ettirebilirsiniz. Aynı bölgelere parmaklarınızla da hafifçe vurabilir, avuç içlerinizle uzun ve nazik bir şekilde bastırabilirsiniz. Kalbin bulunduğu sırt bölgesine biraz daha baskı ve titreşim uygulayıp sağ üst sırta daha hafif masaj yapın. Etli bölgeleri yoğuruyor gibi ovuşturabilirsiniz. Masaj yaptığınız yeri avuç içlerinizi dolduracak şekilde hafifçe sıkıp bırakın. Yağsız yapılan masaj derin kasların gevşetir. Sıkıca tuttuğunuz yeri diğer elinizle ovalayıp bastırın. Omuz üzerleri, ayak tabanları gibi küçük bölgelere tempolu parmak vuruşu uygulayın. Bu hareketlere partnerinizin isteğine göre yenilerini ekleyebilirsiniz. Partnerinizi yüz aşağı uzansın ve omuz kaslarına hafif dokunuşlar uygulayın. Sırtına masaj uygularken elinize biraz yağ sürebilirsiniz. Diğer masaj hareketiniz onun basen ve baldırlarına doğru olsun. Ayaklarının altına uyguladığınız hafif bastırma uygulamalarıyla masajı bitirin.kadinca.net

Altıncı adım: Duygulara odaklanın.. Siz mükemmel bir masaj uzmanı olmayabilirsiniz ama üzülmeyin. Sadece anı yaşayın. Teknikten daha önemli şey dokunmaktır. Masajın tutku, duygu ve dikkatle yapılanı doğrudur. Partnerinizin tepkileri doğrultusunda yapacağınız masajdan daha seksi ne olabilir ki?

Ağrılı Cinsel İlişkiyi Önemseyin

PEK ÇOK KADIN BU SORUNU YAŞIYOR.

Ağrılı cinsel ilişki pek çok kadının sorunu. Tıpta “disparoni” olarak adlandırılan bu durum, basit bir enfeksiyondan kaynaklanabileceği gibi ciddi hastalıklara da işaret edebiliyor. Bu nedenle cinsel ilişki sırasında ağrıdan yakınan kadınların zaman kaybetmeden mutlaka bir doktora başvurmaları gerekiyor. İşte disparoninin habercisi olduğu sağlık sorunları.

Disparoni, kadınlarda cinsel ilişkiye genital ağrının eşlik etmesi şeklinde tanımlanıyor. Ağrı genellikle vajina ya da kasık bölgesinde gelişiyor. Disparoniden yakınan kadınlar, acının verdiği korkuyla cinsel ilişkiye girmekten kaçınabiliyor. Hatta ağrının çok şiddetli olması, vajinal kasların, ilişkiye girilmesine engel olacak kadar sıkı kasılmasına bile yol açabiliyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirkıran, “Disparoninin kadınlarda hangi sıklıkta görüldüğüne dair net bir bilgi vermek zor. Çünkü ilişki sırasında ağrıdan yakınan kadınların önemli bir bölümü doktora başvurmaya gerek görmüyor.”

Doktor muayenesi şart

Disparoni genellikle cinsel hayata yeni başlandığı dönemde ortaya çıkıyor. Doktora başvuran kadınlar da genellikle bu gruptan oluşuyor. Bunun nedeni ise bu dönemde vajinalarında darlık ya da organik bir bozukluk olabileceği endişesini taşımaları. Ancak bu sorunun altında genellikle kızlık zarındaki bir sorun ya da psikolojik nedenler yatıyor.

Prof. Dr. Fuat Demirkıran, muayene sonucunda genital organlarında organik bir sorun olmadığı tespit edilen kadınların bu şikayetleri nedeniyle bir daha jinekologa başvurma gereği hissetmediklerini belirterek, “Oysa ileriki yıllarda bu sorunun altında pek çok sağlık sorunu yatabiliyor. Dolayısıyla cinsel ilişkide ağrı geliştiğinde kadınların doktora başvurmaları, sağlıklı bir yaşam sürmeleri açısından büyük önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.

Peki, disparoni hangi sorunlara işaret ediyor?

Prof. Dr. Fuat Demirkıran, disparoninin bir semptom, yani bir hastalığın belirtisi olarak geliştiğine dikkat çekiyor. Cinsel ilişkide ağrı yakınmalarında öncelikle genital bölgede anatomik bir bozukluk ya da enfeksiyon olup olmadığı araştırılıyor. Yapılan muayenede her iki soruna yönelik bulgu tespit edilemezse bu kez yumurtalık kisti, endometriozis ya da yumurtalık tümörü gibi ciddi sorunların varlığına yönelik incelemeler yapılıyor. Çünkü endometriozis ve yumurtalık kistleri cinsel ilişkide ağrıya en sık yol açan nedenleri oluşturuyor. Öyle ki endometriozis hastalarının yüzde 70’i cinsel ilişki sırasında ağrıdan yakınıyor. Bunun yanı sıra kanser tedavisinde özellikle pelvik bölgeye uygulanan cerrahi yöntem ve radyasyon terapisi de cinsel ilişkide ağrıya yol açıyor. Bu nedenle disparoni şikayetiyle doktora en sık başvuran bir diğer grubu da kanser hastaları oluşturuyor.

Nedene yönelik tedavi

Prof. Dr. Fuat Demirkıran kimi vakalarda medikal tedavinin yeterli geldiğini, kimilerinde ise cerrahi yönteme başvurmak gerektiğini söyleyerek bu tedavi yöntemlerini şöyle sıralıyor:

“Örneğin; sorun enfeksiyondan kaynaklanıyorsa antibiyotik tedavisi yeterli gelebiliyor. Eğer cinsel ilişkide oluşan ağrının nedeni yumurtalık kistleri, tümörleri, endometriozis veya miyom olarak düşünülüyorsa genellikle laparoskopik olmak üzere cerrahi yöntem ile sorun giderilebilir. Endometriozisin medikal tedavisi de vardır. Ancak disparoni nedeniyle operasyona ra verilirken disparoninin diğer nedenleri araştırılmalıdır. Çünkü her over kisti veya yukarda sayılan diğer sorunlar disparoniye neden olmaz. Kızlık zarı cinsel ilişki sırasında yırtılmayacak kadar kalınsa, basit bir cerrahi yöntemle hemen kesilerek sorun ortadan kaldırılıyor”

Bazı disparoni vakaları kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile psikiyatristin ortak çalışmasını gerekli kılıyor. Çünkü cinsel ilişkide oluşan ağrının kaynağında aslında çoğunlukla psikolojik etkenler yatıyor. Cinsel ilişki, kadında çok büyük bir acı yarattığı gibi cinsel yaşamla ilgili mitler, ileride gelişebilecek disparoninin en önemli nedenini oluşturuyor. Psikolojik nedenli disparonilerde sadece sorunu olan kadını tedaviye almak yeterli gelmiyor, eşin de terapiye katılımı gerekiyor. Terapi süresi ise sorunun altında yatan faktörlere bağlı olarak değişiyor. Günümüzde uygulanan psikoterapi yöntemleriyle disparoni sorun olmaktan çıkıyor.

Nedenleri neler?

Vajinal bölgede ya da rahimde gelişen enfeksiyonlor. Örneğin; herpes simpleks enfeksiyonu (genital uçuk) ya da vajinit.

• Vajinada, rahimde veya yumurtalıkta gelişen kitle ve tümörler.

• Vajinada yabancı cisimlere karşı oluşan alerjiler.

• Endimotriozis (iç genital bölgedeki organlarda oluşan yapışıklıklar)

• Yeterince hazır olunmadan ilişkiye girme ve buna bağlı vajinada oluşan tahriş.

• Menopoz döneminde vajinada oluşan kuruluk.

• Kızlık zarıyla ilgili sorunlar. Örneğin kızlık zarının yapısal olarak sert olması.

• Ender olarak görülse de doğumsal vajina kusurları.

• Psikolojik sorunlar.

Bana Değil Ruhuma Dokun!

Yaklaşık 5 bin yıl önce Hindistan’da doğan ve bugün cinsel sorunların iyileştirilmesinde kullanılan Tantra, cinsellikte sadece bedeni değil aynı zamanda ruhu da mutlu etmeyi amaçlıyor. Çiftler bu öğreti sayesinde yatakta mutluluğu yakalamayı başarıyor.

Cinsellik konusunda günümüzde gerek psikolojik gerek tıbbi birçok araştırma yapmış olsa da ortak kanı, dokunmanın özellikle de doğru şekilde dokunma teknikleriyle yaşanan cinselliğin her türlü sorunu ortadan kaldıracağı yönünde. Aslında bu düşünce yeni değil; M.Ö. 2 bin yılından beri var. İlk olarak Hindistan’da doğan Tantra adlı, cinselliğin yüceltildiği öğretide cinselliğin bedenin gereksinimi olduğu kadar, ruh içinde yaşanması gerektiği ileri sürülüyor. “Tantra” isimli kitabında bu konuyla ilgili birçok araştırma yapan Dr. Akif Poroy, “Tantra’ya bir aydınlanma öğretisi de denilebilir. 5 bin yıllık geçmişi olan bu gizemli aydınlanma öğretisi, 19’uncu yüzyıldan itibaren ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyaya yayıldı. Hindistan’ın ve Uzakdoğu’nun bilge insanları günümüzden yaklaşık 5 bin yıl önce cinselliğin önemini kavramışlar. Tantra’ya bedensel ve ruhsal dokunma sanatı diyebiliriz. Çünkü Tantracılar için cinsellik yüce bir olgu. Cinsel enerji, yaşam enerjisinin kaynağı olarak kabul ediliyor. Bu yüzden cinsellik insana güç katıyor, yaşam sevinci yaratıyor ve gençleştiriyor. Tantra’da bazı cinsel teknikler öğrenilerek, cinsel birleşmeyi uzatmak ve cinsel doyumu sonsuzlaştırmak ise ana hedef olarak öne çıkıyor” diyor.

Cinsel sorunlar ortadan kalkıyor
Tantra ayinleri ve yöntemleri ile cinsellik ulu, gizemli, tinsel ve derinlikleri olan bir iletişim olarak kabul ediliyor. Kadınlarda orgazm olamama, vajinismus ve cinsel istem azlığı gibi işlevsel cinsel bozuklukların tedavisinde de tantra yöntemleri kullanılabiliyor. Erkeklerde ise erken boşalmayı önlemeye yardımcı oluyor.

Kadın ve erkeğin rolü
Dr. Akif Poroy, Tantra öğretisinde kadın ve erkeğin rolünün eşit olması gerektiğini belirterek, “Kadının önemi ve cinsel enerjisi daha belirgin oluyor. Öğrenilen cinsel teknik ve ayinlerle kadın ile erkek arasındaki cinsel enerji, normal sevişen bir çiftin cinsel enerjisinden daha yüksek. Bu yöntemler erkeğin uzun süre cinsel birleşmede bulunmasını ve boşalmadan orgazma ulaşmasını öğretebiliyor. Kadın ise tıbbi seksolojide multiorgazm denilen arka arkaya orgazm olabilme yeteneğine kavuşabiliyor” diyor.

Ön hazırlık yapılmalı
Tantratik cinsel ilişkiden önce ön hazırlık süreci gerekiyor. Tantracılar’a göre, Tantra öğretisi ve cinsel beraberlik ile doğanın tanrısal tabiatına uygun bir noktaya erişiliyor. Dr. Akif Poroy, Tantra’da cinselliğin meditasyon ve anında oluşup gelişen olgularla özel yaşama damgasını vurduğunu belirterek, bu yöntemlerle cinsel enerjinin yükseltildiğini vurguluyor: “Tantra yöntemleri ile cinsellik yalın bedensel bir işlem olmaktan çıkıp, tinsel bir atmosfer içinde ruhsal doyumu sağlıyor. Ortam çok önemli. Mekanın bir tapınak gibi olması gerekiyor. Tantra’nın kolay bir öğreti olduğunu sanmak ise yanlış bir algı. İnsanın önce kendini bütün saplantılardan, cinsel tabulardan, yanılgılardan kurtarması gerekiyor. Bu ancak çok istekli, sabırlı ve ısrarlı çalışmayla sağlanabiliyor. İnsanın kendini algılamaya açması, iç potansiyelini sonuna kadar açığa çıkarıp kullanması gerekiyor. Bu öğretiyi, sadece birtakım teknikleri öğrenip, bazı hazır formülleri uygulayarak, doruk noktalara ulaşılacağını sanmak da yanlış oluyor. Hem bedensel hem ruhsal cinsel yeteneklerin geliştirilmesi ve açığa çıkarılması bilgeliği, cinsel aydınlanmayı gerektiriyor.”

Masaj ve dokunma
Tantra’da dokunma ve masaj büyük önem taşıyor. Ancak Tantra’daki dokunuş basit bir dokunuş olmuyor. O yalnızca ustadan öğreniliyor. Tantra kadının cinsel enerjisini kutsal ve tapılacak bir olgu olarak görüyor. Bu öğretiye göre kadının aktif cinsel enerjisi kozmik enerjiyi yönlendiriyor veya harekete geçiriyor. Erkeğin cinsel enerjisi de ancak kadının yani Tanrıça Şakti’nin cinselliği ve cinsel enerjisiyle harekete geçiyor. Dr. Akif Poroy, “ Tantra öğretisinin yolundan gidenler için cinsellik ve sevişmek, kutsal ve farklı bir bilinç durumuna geçmenin yolu. Burada Tantracı için önemli olan nokta bedensel doyumu yaşamanın çok daha önünde ve belki de üstünde ruhsal ve tinsel bir boyutu olan bir aşkınlık, adeta ermişlik oluyor. O mutluluğa geçişi sağlayan bir köprü. Yaşamın gizemi cinselliğin içinde. Çok özel bir aydınlanma öğretisi olan Tantra ancak ustadan öğrenciye yani öğrenmek isteyene, beş bin yıldır ağızdan kulağa veriliyor. Fakat bu öğretiyi özümseyebilecek durumda, istekli olan ve layık görülenlere törenlerle iletiliyor. Herkesin kavrayabileceği bir öğreti olmayan Tantra’yı öğrenmek isteyen kişinin içeriği algılayabilmesi için yüksek bir entelektüeliteye sahipolması gerekiyor” diyor.

Tantrik seks oyunları
Tantra konusunda birçok kitap yazan Cassandra Lorius’in tantrik egzersizleri arasında yin-yang oyunu bulunuyor. Bu oyunda çiftler bazı isteklerde bulunuyor ve birbirlerinin isteklerini sırayla yerine getiriyorlar. Örneğin vücut masajı gibi… Lorius, “Eğer partnerinizin tutkularını yeniden uyandırmak isterseniz hareketli, seksi müzik eşliğinde kalçalarınızı sallayarak dans edin, onu baştan çıkarın. Dansınızla paralel olarak derin ve uyumlu nefes alıp verin. Erotik dokunuşlardan önce, onun tam karşısında olun ve yüzünüz ona yakın olsun” diyor.

Tantra hakkında bilinmeyenler;
• Tantra öğretisinde heyecanlıyken sevişilmiyor çünkü heyecanlanıldığında enerji harcanıyor. Oysa enerjinin sadece aşk için harcanması gerekiyor.
• Sevişmek ahenkli oluyor. İki eş sanki dans eder gibi sevişiyor.
• Bedenin cinsel pozisyonu değil, zihnin pozisyonu önem taşıyor.
• Eşler kendilerindeki tüm cinsel enerjiyi karşılığında hiçbir şey beklemeden birbirlerine aktarmaya çalışıyor.

Yatak odasında olması gerekenler;
• Sessiz ve gürültüden uzak bir yatak odası,
• Saten kumaştan bir yatak takımı,
• Çiçekler,
• Renkli ve kokulu mumlar,
• Her türlü taze meyve,
• Sıcak çikolata,
• Aromatik yağlar,
• Mor veya kırmızı bir ışık,
• En sevdiğiniz müzik,
• Misk, yasemin, paçuli, hint sümbülü, sandal ağacı ve safran kokusu,
• Tütsüler vb.

Sex ilaçları’na dikkat!

Seks sorunlarınızı ilaçla çözebilir misiniz? Peki, bu ilaçların gerçek olduğundan emin misiniz?
Dünyada ‘çakma’ seks sorunları artık bilimsel kongrelerde tartışılırken; Prof. Dr. Halim Hattat, sahte seks ilaçlarının da Avrupa’da bomba gibi patlayıp yayıldığını söylüyor. Erkeklerin seks sorunları konusunda duayen kabul edilen Aile Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Halim Hattat, ‘korsan viagra’larla ilgili sorularımızı yanıtladı:

İNTERNETTE SATILIYOR
Taklit ilaçlar, cinsel sorunlar için önemli bir sorun mu?
Kopya ilaçların üretim ve satışı özellikle Avrupa’da giderek yaygınlaşıyor. Avrupa Güvenli İlaçlara Erişim Birliği’nin verilerine göre, Avrupa Birliği sınırlarına giren taklit ilaçlar 2005 yılında 2.7 milyon adetten 2007 yılında 4 milyon adete yükseldi. İlaç taklitçileri hem denetimdeki yetersizlikler hem de yasa dışı yollar sayesinde büyük miktarlarda ürünü özellikle internet üzerinden satabiliyorlar. Bu ürünlerin içinde tıbbi ürünlerin yasa dışı imalatını sağlayacak aktif maddeler ve yan maddeler de var.

UTANIYORLAR
İnternet üzerinden seks ilacı almanın riskleri nedir?
İnternet; özellikle yoğun çalışan hatta eczaneye gitmeye bile vakit bulamayan veya eczaneye gidip de sertleşme sorunu için kullanılan ilaç almaya çekinen kişiler için çok cazip bir alışveriş ortamı haline geldi. İnternetten ısmarlanan ilaçlar arasında erkek cinsel sağlığı ilaçları başı çekiyor. Ancak, diyetle ilişkili ilaçlardan kardiyovasküler ilaçlara kadar pek çok değişik grup ilaç da satılıyor.

FAYDA SAĞLAMAZ
Sahte ilaçlar sağlıkla ilgili ne gibi tehlikelere yol açabilir?
Sahte ilaç üreticilerinin en popüler bulduğu ürünlerin başında, sertleşmeyi sağlayan ilaçlar geliyor. İnternet yoluyla sipariş verilen ereksiyon hapları, görünüm olarak gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar iyi kopyalanmış olabiliyor. Sahte ilaçların içindeki tüm maddeler tehlikesiz dahi olsa aktif maddenin yetersiz seviyesi tedaviyi faydasız kılabiliyor. Tabii bu en iyi ihtimal…

ÖLÜME KADAR GİDEBİLİR
En kötü ihtimal nedir?
Sahte ilaçların en kötü ihtimalle ölüme kadar giden bir dizi sürece yol açabileceği biliniyor. Sahte ilaçların içinde, sağlığınızı tehdit eden veya yan etki doğurabilecek tehlikeli maddeler bulunabiliyor. Bu ilaçlar kirli ortamlarda üretildiklerinden, hijyen standartlarının dışında olabiliyor. En önemlisi de sahte ilaçlar yüzünden mevcut sağlık sorunu iyileştirilemiyor.

SAHTE İLAÇ NE DEMEK?
Yanlış maddeleri içeren, normalde ilaçta olması gereken aktif maddeyi içermeyen ve yeterli aktif maddesi bulunmayan ilaçlar, sahte (kopya) olarak tanımlanır.

KORSAN HAPLAR NEDEN TEHLİKELİ?
Kopya ilaç üreticilerinin en popüler bulduğu ürünlerin başında, sertleşmeyi sağlayan ilaçlar gelir. İnternet yoluyla sipariş ettiğiniz ereksiyon hapları da gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar iyi kopyalanmış olabilir.
Kopya ilaçların içindeki tüm maddeler tehlikesiz dahi olsa aktif maddenin yetersiz seviyeleri tedaviyi faydasız kılabiliyor.
Kopya ilaçların içinde sağlığınızı tehdit eden veya yan etki doğurabilecek tehlikeli maddeler bulunabiliyor.

SAHTE OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR?
Kopya ilaçlarla ilgili en büyük sorun, bazen gerçeği ile kopyası arasındaki farkı anlamanın güç olmasıdır. Bazı durumlarda ancak özel uzmanlar, bilimsel analizler sonucu aradaki farkı anlayabilir. Eğer ilacınızdan şüpheleniyorsanız doktorunuza başvurabilirsiniz.

PAKETİNE DİKKAT EDİN
Kullandığınız ilacın paketinin nasıl göründüğünden emin olun.
Reçetenizi yenilediğinizde eski paketle karşılaştırma yapın. En küçük detaylara dikkat etmek zorundasınız.
İlacınızın son kullanma tarihinin geçip geçmediğini ve dozunun doğru olup olmadığını kontrol edin.
Paketin içinde anlayabileceğiniz bir dilde prospektüs arayın.

İLACI KONTROL EDİN
Paketteki ilaçları önceki ilaçlarla karşılaştırın. Renk ve dokusuna dikkat edin.
İlacınız ufalanıp parçalanıyor mu?
Rengi normal ilacınızın renginden daha soluk ya da farklı mı?
İçerken ağzınızda değişik bir tat veya koku bırakıyor mu?